İsrail'de yapılması beklenen seçimler ve Başbakan Binyamin Netanyahu'nun siyasi geleceği tartışılırken, Gazze'deki saldırılar tüm hızıyla sürüyor. Uzmanlar, Netanyahu'nun koltuğunu kaybetmesi durumunda bile İsrail'in Filistin politikasında köklü bir değişiklik yaşanmayacağını belirtiyor. Çünkü İsrail toplumunda yıllardır süren militarist söylem, pişmanlık duygusunu dahi unutturmuş durumda. Bu ortamda Netanyahu'nun gidişi, yalnızca bir yüz değişikliği olarak kalabilir.
Seçim Var, Değişim Yok
İsrail'de son anketler, Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi'nin oy kaybettiğini ancak koalisyon dinamiklerinin belirsizliğini koruduğunu gösteriyor. Ancak muhalefet partilerinin de Filistin meselesinde benzer bir çizgide olduğu biliniyor. Merkez sağ ve sol partiler, Gazze'ye yönelik operasyonları destekliyor, yalnızca yöntem ve zamanlama konusunda farklılaşıyor. Bu nedenle seçmenin önündeki tercih, soykırım ile barış arasında değil; ilhakçı bir güvenlik siyaseti ile onun daha kurumsal, belki de daha tehlikeli bir versiyonu arasında sıkışmış durumda.
İsrail siyaset uzmanı Dr. Yossi Alpher, "Netanyahu giderse yerine gelecek isim, aynı politikaları daha az gürültüyle ama daha etkili biçimde uygulayabilir. Bu, dünya kamuoyu için daha zor bir durum yaratır" değerlendirmesinde bulunuyor. Alpher'e göre, İsrail'de ana akım siyaset, Filistinlilerin temel haklarını tanımaktan uzak.
Gazze'de İnsani Durum Ağırlaşıyor
Gazze'de son haftalarda artan saldırılar, sivil kayıpları derinleştirdi. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, bölgede nüfusun büyük kısmı yerinden edilmiş, temel gıda ve sağlık hizmetlerine erişim neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda. İsrail hükümeti ise operasyonları "meşru müdafaa" olarak nitelendiriyor ve uluslararası eleştirileri reddediyor. Ancak insan hakları örgütleri, bu söylemin soykırımı meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığını vurguluyor.
Netanyahu'nun siyasi geleceği, yalnızca İsrail iç siyasetini değil, bölgesel dengeleri de yakından ilgilendiriyor. ABD yönetimi, Netanyahu'ya yönelik eleştirilerini artırsa da, İsrail'e askeri desteğini sürdürüyor. Avrupa Birliği ise ateşkes çağrılarını yineliyor ancak somut adım atmaktan kaçınıyor. Bu tablo, Netanyahu sonrası dönemde de İsrail'in uluslararası alanda korunmaya devam edeceğini gösteriyor.
Toplumsal Psikoloji ve Süreklilik
İsrail toplumunda son yıllarda yaşanan dönüşüm, siyasi tercihlerin ötesinde bir zihniyet değişimini işaret ediyor. Kamuoyu araştırmaları, Yahudi İsraillilerin önemli bir kısmının Gazze'ye yönelik saldırıları desteklediğini ortaya koyuyor. Barış yanlısı hareketler ise giderek marjinalleşiyor. Bu ortamda, Netanyahu'nun yerine gelecek herhangi bir liderin, barış sürecini başlatması için toplumsal bir talep bulunmuyor.
Öte yandan, Filistin yönetimi ve Hamas arasındaki bölünmüşlük de çözüm umutlarını zayıflatıyor. Gazze'de yaşayanlar için ise seçimlerin pek bir anlamı yok; onlar günlük hayatta kalma mücadelesi veriyor. Uluslararası toplumun etkili bir baskı kuramaması, İsrail'in mevcut politikalarını sürdürmesini kolaylaştırıyor.
Sonuç olarak, İsrail'de sandık ne getirirse getirsin, Gazze'de süreklilik hâkim. Netanyahu'nun gidişi, sembolik bir değişimden öteye geçemeyecek gibi görünüyor. Asıl mesele, İsrail toplumunun ve uluslararası aktörlerin, Filistinlilerin insan haklarını tanıma konusundaki isteksizliği. Bu isteksizlik sürdükçe, hangi liderin geldiğinin pek bir önemi kalmıyor.