Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail'in 2 Mart 2024'ten bu yana Lübnan topraklarına düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısının son 24 saatte 10 artarak 4 bin 257'ye yükseldiğini bildirdi. Bakanlık, yaralı sayısının ise 12 bin 240'a ulaştığını, saldırıların özellikle güney bölgeleri ve başkent Beyrut'un güneyindeki varoşları hedef aldığını duyurdu. Çoğu sivil olan kurbanlar arasında 400'den fazla çocuk ve 200'den fazla kadın bulunuyor.
Saldırıların Seyri ve Sivillerin Durumu
İsrail ordusu, Lübnan'daki Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını 2 Mart'ta yoğunlaştırdı. Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre, son bir haftada günlük ortalama 15-20 kişi hayatını kaybederken, saldırıların yoğunlaştığı dönemlerde bu sayı 50'nin üzerine çıktı. Bakanlık, hastanelerin kapasitesinin dolduğunu ve tıbbi malzeme sıkıntısı yaşandığını belirtti. Birleşmiş Milletler ise 200 binden fazla kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor.
Uluslararası Tepkiler ve Ateşkes Çağrıları
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, taraflara ateşkes çağrısında bulunurken, ABD ve Fransa arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, operasyonların Hizbullah'ı sınırdan uzaklaştırana kadar devam edeceğini açıkladı. Lübnan Başbakanı Necip Mikati ise uluslararası toplumun sessizliğini eleştirerek, 'Bu bir insanlık dramıdır ve dünya bunu durdurmak için harekete geçmelidir' dedi.
Öte yandan, çatışmaların her iki tarafa da ekonomik maliyeti her geçen gün artıyor. Lübnan'da zaten derin bir ekonomik kriz yaşanırken, savaşın altyapıya verdiği zararın 5 milyar doları aştığı tahmin ediliyor. İsrail'de ise sınır bölgelerinde yaşayan 60 binden fazla kişi yerinden edildi ve ülke genelinde güvenlik harcamaları arttı.
İnsan hakları örgütleri, her iki tarafı da uluslararası insancıl hukuku ihlal etmekle suçluyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, sivil kayıpların önlenmesi için tarafların orantılılık ilkesine uyması gerektiğini vurguladı. Bölgedeki gerilimin, İran'ın desteklediği Hizbullah ile İsrail arasındaki tarihsel düşmanlığın bir yansıması olduğu ve çözümün diplomatik yollarla sağlanması gerektiği ifade ediliyor.