İsrail'in, Suriye'nin İdlib kentindeki bir üsse düzenlediği hava saldırısı, bölgesel dengeleri yeniden gündeme taşıdı. Saldırı, yalnızca Suriye içindeki çatışmanın bir uzantısı olarak değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki kırılgan istikrarın ne kadar çabuk bozulabileceğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Olay, Türkiye, Rusya ve İran'ın dâhil olduğu karmaşık denklemde yeni bir kırılma noktası oluştururken, uluslararası toplumun Suriye politikalarındaki çelişkileri de gözler önüne serdi. Peki, bu saldırı hangi yönetim modelinin ürünü ve bölgeye ne tür sonuçları olabilir?
İdlib'deki Saldırının Ayrıntıları
Kaynaklara göre İsrail savaş uçakları, iddiaya göre İran destekli grupların ve Suriye ordusuna bağlı askerî unsurların bulunduğu bir üssü hedef aldı. Saldırıda can kaybı ve yaralıların olduğu bildirilirken, hedef alınan üssün koordinatları ve kullanılan mühimmatın türü askeri yetkililerce doğrulanmadı. Ancak görünen o ki saldırı, İsrail'in son yıllarda Suriye topraklarına düzenlediği onlarca operasyondan biri. Bu operasyonlar genellikle İran'ın askeri varlığını zayıflatmak ve Hizbullah'a giden silah sevkiyatını engellemek amacıyla yapılıyor. Fakat İdlib, Münbiç, Ayn el-Arab gibi bölgeler, Türkiye'nin de askeri varlığının ve gözlem noktalarının olduğu yerler. Dolayısıyla bu tip saldırılar, Türkiye'nin ulusal güvenliğini dolaylı yoldan etkileyebiliyor.
Yönetim Modelleri ve Bölgesel Güç Mücadelesi
İsrail'in Suriye'deki saldırıları, kendi ulusal çıkar hesaplarına dayanan bir 'yönetim modeli' gibi işliyor. Bu model, uluslararası hukuku ve egemenlik ilkelerini hiçe sayan, güç kullanımını meşru gören bir yaklaşımı içeriyor. Aynı şekilde, Suriye rejiminin de muhaliflere ve kendi halkına uyguladığı yönetim anlayışı, devlet terörüne varan bir baskı mekanizmasıyla tanımlanabilir. Türkiye ise sınır ötesi operasyonlarını meşru müdafaa ve terörle mücadele çerçevesinde konumlandırıyor. Ancak her aktörün farklı bir 'yönetim modeli' uygulaması, bölgede düzen sağlayıcı değil, aksine kaosu derinleştirici bir etki yaratıyor.
İsrail'in Tezleri ve Bölgesel Sonuçları
- İsrail, İran'ın Suriye'de kalıcı askeri üsler kurmasını kendi güvenliği için doğrudan tehdit olarak görüyor.
- Bu kapsamda, İran'a ait olduğu düşünülen hava savunma sistemleri, lojistik tesisler ve İran Devrim Muhafızları'na bağlı güçler hedef alınıyor.
- Ayrıca, bu saldırıların ABD'nin ve bazı bölge ülkelerinin zımni desteğini aldığı biliniyor.
Bununla birlikte, İsrail'in bu politikası, Suriye'nin toprak bütünlüğüne verdiği zararın yanı sıra, bölgesel aktörler arasında yeni gerilimlere de yol açıyor. Örneğin, Türkiye, İdlib'deki bu saldırıları yakından izliyor. Çünkü İdlib, Türkiye'nin göç akınlarını kontrol etmek ve terör unsurlarına karşı mücadele etmek için kritik bir bölge. Ayrıca, Ankara'nın bölgede kurduğu gözlem noktaları ve muhaliflere verdiği destek, İsrail'in hedef seçimlerinde çakışmalara neden olabilir.
Astana Süreci ve Yönetim Modeli Arayışları
Astana süreci, Türkiye, Rusya ve İran'ın Suriye'deki çatışmayı sona erdirme çabalarının bir ürünü. Bu süreç, ateşkesin sağlanması, çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması ve siyasi çözüm için görüşmeleri içeriyor. Ankara, Moskova ve Tahran, kendi çıkarları doğrultusunda farklı yönetim modellerini desteklese de masada tutunabilmek için iş birliğine devam ediyor. Ancak İsrail gibi dış aktörlerin müdahalesi, Astana sürecinin kırılganlığını artırıyor. Zira İsrail, Suriye'deki istikrarı kendi güvenliği için bir tehdit unsuru olarak görüyor ve bu nedenle çatışmanın sürmesini, istikrarsızlığın devam etmesini kendi lehine yorumluyor.
Bağımsız Değerlendirme
İsrail'in İdlib saldırısı, yönetim modellerinin bölge halkları için ne kadar yıkıcı olabileceğinin bir başka örneği. Bu tür eylemler, diplomatik çözüm çabalarını baltalarken, sivil halkın acılarını da derinleştiriyor. Suriye'de kalıcı barışın sağlanması ancak tüm tarafların meşruiyeti tartışmalı bu müdahaleci yaklaşımlardan vazgeçmesiyle mümkün olabilir. Aksi hâlde, bölge, büyük güçlerin 'güvenlik' bahşişleri uğruna bir satranç tahtasına dönmeye mahkûm olacaktır.