İsrail güçleri, işgal altındaki Doğu Kudüs'ün Silvan beldesinde Bedran ailesine ait bir apartmanı "ruhsatsız" olduğu gerekçesiyle yıkarak dört aileyi daha evsiz bıraktı. Görgü tanıklarının ifadesine göre, sabah erken saatlerde bölgeye gelen İsrail polisi ve belediye ekipleri, çevre güvenliğini aldıktan sonra iş makineleriyle binayı kullanılamaz hale getirdi. Yıkım sırasında ailelerin eşyalarını tahliye etmesine dahi izin verilmediği belirtildi. Olay, uluslararası hukuka aykırı bulunan yerleşim ve yıkım politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Yıkımın Detayları ve Ailelerin Durumu
Silvan beldesi, Doğu Kudüs'ün demografik yapısını değiştirmeye yönelik politikaların yoğunlaştığı bölgelerden biri. Bedran ailesine ait apartman, iddiaya göre İsrail makamlarından gerekli inşaat izni alınmadan inşa edilmişti. Ancak Filistinliler, Doğu Kudüs'te yapı ruhsatı almanın neredeyse imkânsız olduğunu ve bu durumun onları yıkıma karşı savunmasız bıraktığını ifade ediyor. Yıkılan binada yaşayan dört aile, toplamda 18 kişiden oluşuyor; aralarında çocuklar ve yaşlılar da bulunuyor. Aileler şimdi yakınlarının yanına sığınmak zorunda kaldı.
Birleşmiş Milletler verilerine göre, yalnızca 2023 yılında Doğu Kudüs'te 200'den fazla yapı yıkıldı ve yüzlerce Filistinli evsiz kaldı. İsrail makamları, yıkımların yasa dışı inşaatlara karşı uygulandığını savunurken, insan hakları örgütleri bu uygulamaların uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve İsrail'in işgal politikalarının bir parçası olduğunu vurguluyor. İsrail'in 1967'de işgal ettiği Doğu Kudüs'ü ilhak etmesi ve burada yerleşim inşa etmesi, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla uluslararası toplum tarafından tanınmıyor.
Bölgedeki Tansiyon ve Uluslararası Tepkiler
Doğu Kudüs'teki yıkımlar, Filistinliler ile İsrail güçleri arasında zaman zaman şiddetli çatışmalara yol açıyor. Silvan'da daha önce de benzer yıkımlara karşı düzenlenen protestolarda göstericilere müdahale edilmiş, çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı. Bu son yıkım, bölgede tansiyonu daha da artırdı. Filistin yönetimi, İsrail'i "etnik temizlik" yapmakla suçlarken, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar da kınama mesajları yayımladı.
ABD ve Avrupa Birliği yetkilileri, yıkımların iki devletli çözümü baltaladığını belirterek İsrail'i duruma müdahale etmeye çağırdı. Ancak İsrail hükümeti, Doğu Kudüs üzerindeki egemenlik iddiasını sürdürüyor ve uluslararası tepkilere rağmen yerleşim ve yıkım politikalarına devam ediyor. Son yıllarda İsrail'de aşırı sağcı partilerin etkisinin artması, bu tür uygulamaların daha da hızlanmasına neden oldu.
Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları İhlalleri
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, İsrail'in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin topraklarında gerçekleştirdiği yıkımların, Cenevre Sözleşmesi'nin 53. maddesine aykırı olduğunu defalarca raporlamıştır. Bu madde, işgalci gücün, askeri zorunluluk olmadıkça mülkü yok etmesini yasaklar. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Filistin'de yürüttüğü soruşturma kapsamında, bu tür yıkımların savaş suçu teşkil edip etmeyeceği de inceleniyor.
İsrailli insan hakları örgütleri de yıkım kararlarının arkasında siyasi motivasyonlar olduğunu savunuyor. Özellikle Silvan ve çevresi, Mescid-i Aksa'ya yakınlığı nedeniyle stratejik önem taşıyor. Yahudi yerleşimcilerin bölgede mülk edinmesi ve yerleşim yerleri inşa etmesi, Kudüs'ün doğusunu çevreleyen Filistin topluluklarının varlığını zayıflatmayı hedefliyor.
Ailelerin avukatı, konuya ilişkin İsrail Yüksek Mahkemesi'ne başvuru yapacaklarını, ancak geçmişte benzer davalarda mahkemenin çoğunlukla yıkım kararlarını onadığını belirtti. Avukat, "Hukuk mücadelesi sürüyor ancak bu tür olaylar, işgal altındaki halkın yaşam hakkına yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor" dedi.
Silvan'daki yıkım, Filistin toplumunda derin üzüntü ve öfkeye yol açarken, bölge halkı uluslararası toplumun bu konudaki sessizliğini eleştiriyor. Filistinliler, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek için sık sık yıkım bölgelerinde oturma eylemleri ve basın açıklamaları düzenliyor. Ancak bu eylemler de İsrail askerlerinin müdahalesiyle sonuçlanabiliyor.
İşgal altındaki Doğu Kudüs'te yaşayan Filistinliler için ev, sadece bir barınma değil; aynı zamanda varlıklarını ve tarihsel toprakları üzerindeki haklarını simgeliyor. Bu nedenle her yıkım, Filistin direnişinin sembollerinden biri haline geliyor. Yaklaşık 300 bin Filistinlinin yaşadığı Doğu Kudüs'te, yerleşimci şiddeti ve yıkımlar nedeniyle yaşam koşulları her geçen gün zorlaşıyor.
Bedran ailesinin yaşadığı trajedi, insan hakları aktivistlerinin de dikkatini çekti. Birçok ülkede Filistin'e destek gösterileri düzenlenirken, sosyal medyada #DoğuKudüs ve #EvsizKalma etiketleriyle kampanyalar başlatıldı. Bu kampanyaların amacı, İsrail hükümetine uluslararası bir baskı oluşturmak ve yıkım politikalarını durdurmak.
Sonuç olarak, Doğu Kudüs'teki bu yıkım eylemi, işgal altındaki Filistinlilerin karşılaştığı insan hakları ihlallerinin bir devamı niteliğindedir. İsrail'in uluslararası hukuku hiçe sayarak uyguladığı bu politikalar, bölgede kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor. Filistin halkının yaşam alanlarını hedef alan bu tür uygulamaların sona ermesi için uluslararası toplumun somut adımlar atması gerekiyor; ancak şu ana kadar bu konuda somut bir ilerleme sağlanmış değil.