İsrail hükümeti, Gazze'de sürdürdüğü soykırım nedeniyle Avrupa'da artan diplomatik baskıyla karşı karşıya. Tel Aviv yönetimi, bu baskıyı kırmak ve kıta genelinde etki alanını genişletmek amacıyla aşırı sağcı ve Neo-Nazi hareketlerle ilişkilerini güçlendiriyor. İsrailli yetkililerin Fransa, Avusturya ve İngiltere'deki aşırı sağcı isimlerle kurduğu temaslar, Avrupa'nın siyasi dengelerini sarsacak nitelikte.
Stratejik Ortaklıklar ve Gizli Temaslar
İsrail'in Avrupa'daki aşırı sağ gruplarla kurduğu ilişkiler yeni değil. Ancak Gazze'deki saldırıların ardından uluslararası alanda yalnızlaşan İsrail, bu ilişkileri stratejik bir araca dönüştürdü. Fransa'da Marine Le Pen'in partisi Ulusal Birlik (Rassemblement National) ile kurulan temaslar, Avusturya'da Özgürlük Partisi (FPÖ) ile yürütülen işbirliği ve İngiltere'de aşırı sağcı gruplarla paylaşılan istihbarat, Tel Aviv'in Avrupa'yı bölme planının parçaları olarak değerlendiriliyor.
İsrailli yetkililerin bu gruplarla yaptığı görüşmelerde, göç karşıtı politikalar ve İslamofobik söylemler üzerinden ortak zemin arandığı bildiriliyor. Özellikle Fransa'da 2024 yılında yapılan erken genel seçimler öncesinde İsrail yanlısı lobilerin aşırı sağ partilere destek verdiği, bu partilerin de İsrail'in Gazze politikalarına koşulsuz destek açıklamaları yaptığı gözlemlendi.
Avrupa'da Artan Diplomatik Baskı
Gazze'de 7 Ekim 2023'ten bu yana süren saldırılarda 30 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açılan soykırım davası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrailli yetkililer hakkında yürüttüğü soruşturma, Avrupa başkentlerinde Tel Aviv'e yönelik baskıyı artırdı. İspanya, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler Filistin'i tanıma kararı alırken, Almanya ve Fransa gibi ülkelerde hükümetler üzerindeki kamu baskısı da yükseliyor.
İsrail, bu baskıyı hafifletmek için Avrupa Parlamentosu'ndaki aşırı sağ gruplarla işbirliğini derinleştirdi. Avrupa Parlamentosu'nda 2024 seçimlerinin ardından güçlenen aşırı sağ blok, İsrail lehine lobi faaliyetlerine hız verdi. Bu gruplar, İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını engellemek ve Filistin yanlısı açıklamaları bastırmak için harekete geçti.
Neo-Nazi Bağlantıları ve İstihbarat Paylaşımı
İsrail'in Avrupa'daki aşırı sağ gruplarla ilişkisi yalnızca siyasi partilerle sınırlı değil. İngiltere'de Neo-Nazi gruplarla paylaşılan istihbarat bilgileri, bu grupların İslam karşıtı eylemlerine zemin hazırlıyor. Fransa'da ise aşırı sağcı milis gruplarının İsrail yanlısı gösteriler düzenlemesi dikkat çekiyor. Bu gruplar, Filistin yanlısı gösterilere saldırarak Avrupa sokaklarında gerginliği tırmandırıyor.
Avusturya'da FPÖ'nün yükselişi ve parti liderlerinin İsrail ziyaretleri, Tel Aviv'in Avrupa'daki aşırı sağla kurduğu ittifakın somut göstergeleri arasında. FPÖ lideri Herbert Kickl, 2023 yılında İsrail'e yaptığı ziyarette İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşmüş ve iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğini güçlendirme sözü vermişti. Bu ziyaret, Avrupa'da tepkiyle karşılanmıştı.
Avrupa Birliği'nden Tepkiler
Avrupa Birliği yetkilileri, İsrail'in aşırı sağ gruplarla işbirliğini endişeyle izliyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, İsrail'in Avrupa'daki aşırı sağ hareketlerle temaslarının "kabul edilemez" olduğunu belirterek, bu tür ilişkilerin AB'nin temel değerleriyle bağdaşmadığını vurguladı. Borrell, İsrail'e yönelik yaptırım çağrılarını yineleyerek, Gazze'deki insan hakları ihlallerinin sorumlularının hesap vermesi gerektiğini söyledi.
Avrupa Parlamentosu'ndaki bazı milletvekilleri ise İsrail'in aşırı sağla işbirliğinin Avrupa'daki demokrasiyi tehdit ettiğini dile getiriyor. Sol ve yeşil gruplar, İsrail ile aşırı sağ arasındaki bağlantıların araştırılması için komisyon kurulması çağrısı yapıyor. Ancak aşırı sağ blokun engelleme çabaları nedeniyle bu girişimler şimdilik sonuçsuz kalıyor.
İsrail'in Avrupa Stratejisi: Böl ve Yönet
İsrail'in Avrupa'daki aşırı sağ gruplarla işbirliği, klasik "böl ve yönet" stratejisinin bir yansıması olarak görülüyor. Tel Aviv, Avrupa'yı siyasi olarak parçalayarak, kıta genelinde Filistin yanlısı ortak bir cephe oluşmasını engellemeyi hedefliyor. Aşırı sağ partilerin göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemleri, İsrail'in güvenlik kaygılarını meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor.
Ancak bu strateji, Avrupa'da uzun vadeli istikrarsızlığa yol açabilir. Aşırı sağın yükselişi, AB'nin ortak dış politika belirleme kapasitesini zayıflatırken, üye ülkeler arasında İsrail politikaları konusunda derin ayrılıklar oluşuyor. İspanya, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler Filistin'i tanırken, Macaristan ve Çekya gibi ülkeler İsrail'in yanında yer alıyor.
Sonuç olarak, İsrail'in Avrupa'daki aşırı sağ ve Neo-Nazi gruplarla işbirliği, Gazze'deki soykırımın yarattığı diplomatik yalnızlığı aşma çabası olarak okunabilir. Ancak bu işbirliği, Avrupa'nın siyasi bütünlüğünü ve demokratik değerlerini tehdit ediyor. UAD'nin soykırım davasında vereceği karar ve UCM'nin olası tutuklama kararları, İsrail'in Avrupa'daki manevra alanını daha da daraltabilir. Avrupa kamuoyunun Filistin'e artan desteği karşısında, İsrail'in aşırı sağla kurduğu ittifak kısa vadeli bir çözüm gibi görünse de, uzun vadede Tel Aviv'in uluslararası meşruiyetini daha da erozyona uğratabilir.