İsrail merkezli Haaretz gazetesinin yayımladığı bir rapora göre, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki hükümet, işgal altındaki Batı Şeria’da arkeolojik kazı ve koruma faaliyetlerini bahane ederek bölgeyi adım adım ilhak etmeyi planlıyor. Raporda, bu planın uluslararası hukuku ihlal ettiği ve Filistin topraklarının yasadışı yollarla İsrail’e katılmasını amaçladığı vurgulanıyor. İsrail yönetimi, arkeolojinin bilimsel bir faaliyet olduğunu iddia etse de, sivil toplum örgütleri ve Birleşmiş Milletler yetkilileri bu girişimin siyasi bir ilhak stratejisi olduğunu belirtiyor.
Arkeolojik kazıların ardındaki siyasi hedef
Netanyahu hükümeti, son yıllarda Batı Şeria’daki birçok arkeolojik alanda kazı ve restorasyon çalışmalarını yoğunlaştırdı. Resmi olarak tarihi mirası koruma amacı taşıdığı söylenen bu çalışmalar, aslında bölgede Yahudi varlığını tarihsel olarak meşrulaştırma ve Filistinlilerin toprak bağını zayıflatma amacı taşıyor. Haaretz’in ulaştığı belgelere göre, hükümet arkeolojik projelere yılda yüz milyonlarca şekel bütçe ayırırken, bu alanların çevresinde yeni Yahudi yerleşim birimleri kurulması için zemin hazırlanıyor. Özellikle El-Halil yakınlarındaki Ma'arat HaMachpela ve Doğu Kudüs’teki Silvan bölgesi, kazı çalışmalarının yoğunlaştığı noktalar arasında. İsrail, bu alanları ‘ulusal park’ ilan ederek, Filistin halkının erişimini kısıtlıyor ve bölgenin demografik yapısını değiştiriyor.
Uluslararası hukuk ve eleştiriler
BM İnsan Hakları Ofisi, İsrail’in arkeolojik faaliyetlerinin, 1949 Cenevre Sözleşmeleri’nin işgal altındaki topraklarda egemenlik kurma yasağını ihlal ettiğini açıkladı. Uzmanlara göre, ‘arkeoloji’ kisvesi altında yürütülen bu çalışmalar, aslında bir tür kültürel ve topraksal ilhak anlamına geliyor. Filistin Yönetimi, konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağını duyurdu. İsrail’deki sol görüşlü sivil toplum kuruluşu Peace Now, “Netanyahu, arkeolojiyi bir araç olarak kullanarak Batı Şeria’yı fiilen İsrail’e katıyor” açıklamasını yaptı. ABD ve AB, İsrail’i uluslararası hukuka saygı göstermeye çağırırken, net bir yaptırım kararı almadı. İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddederek, “Arkeoloji devlet politikası değil, bilimsel bir faaliyettir” savunmasını yaptı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu planın uygulanması halinde, Batı Şeria’nın yüzde 30’undan fazlasının İsrail kontrolüne geçmesi bekleniyor. Filistinliler, bölgenin iki devletli çözüm umutlarını tamamen ortadan kaldıracağını söylüyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıma hazırlığı yapıyor. İsrail’in arkeoloji politikası, aynı zamanda Doğu Kudüs’teki kazılarla da paralellik gösteriyor. Burada yürütülen kazılar, Mescid-i Aksa’nın altında olduğu iddia edilen ‘Süleyman Tapınağı’ kalıntılarını ortaya çıkarma gerekçesiyle yapılıyor ki bu da Müslüman dünyasında büyük tepki çekiyor.
İsrail’in arkeolojiyi siyasi bir araç olarak kullanması, aslında bölgede yıllardır süren bir stratejinin yeni bir halkası. Uluslararası toplumun bu duruma kayıtsız kalması, Netanyahu hükümetine daha cesur adımlar atma konusunda cesaret veriyor. Ancak, Filistinlilerin direnişi ve uluslararası baskı, bu planın tam olarak hayata geçmesini engelleyebilir. Bölgedeki tarafların, tarihi mirası siyasi çıkarlara alet etmekten vazgeçmesi, kalıcı barış için tek çıkar yol olarak görünüyor.