İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn. 1992 yılının ekim ya da kasım ayında, daha Bosna Dayanışma Grubu’nun kurulmadığı bir dönemde İstanbul’dan Bosna ile ilgili bir panele davet edilmiştim. Paneli düzenleyenler tanıdığım kişilerdi; ancak aradan geçen zamanda o arkadaşları tek tek hatırlamakta güçlük çekiyorum. Panelin konusu, o günlerde kanlı bir savaşın pençesindeki Bosna’ya nasıl destek olunabileceğiydi. O toplantıda tanıştığım ve sohbet ettiğim bir isim vardı ki, kendisini “İslamcı bir ağabey” olarak anacağım. Ne yazık ki bu değerli insanın vefat haberini aldım. Bu yazı, onun aziz hatırasına bir vefa borcudur.
1992’de Bosna İçin Bir Araya Gelenler
1992 yılı, Bosna-Hersek’te savaşın en yoğun yaşandığı, soykırımın gölgesinin Balkanlar’a düştüğü bir dönemdi. Türkiye’de henüz Bosna Dayanışma Grubu gibi örgütlü yapılar kurulmamıştı; fakat Anadolu’nun dört bir yanından duyarlı insanlar, Bosnalı Müslümanların çığlığına kulak vermeye başlamıştı. İşte böyle bir atmosferde, İstanbul’da düzenlenen panel, savaşın acı gerçekliğini konuşmak ve çözüm yolları aramak için toplanmıştı. Ben de bu panele davet edilmiştim. Panelistler arasında farklı görüşlerden insanlar olsa da ortak nokta, Bosna’ya duyulan derin sorumluluk duygusuydu.
Hatırladığım kadarıyla panel, mütevazı bir salonda yapılmıştı. Konuşmacılar, Bosna’daki gelişmeleri aktarmış, uluslararası toplumun sessizliğini eleştirmiş ve neler yapılabileceğine dair fikirler ortaya koymuşlardı. O günlerde iletişim imkânları sınırlıydı; haber almak zor, haber ulaştırmak daha da zordu. Yine de bir avuç insan, imkânsızlıklar içinde bir şeyler yapmanın gayretindeydi. İslamcı ağabey, bu toplantıda söz alan isimlerden biriydi belki de. Konuşmasında, Müslümanların birlik olması gerektiğini vurgulamış, Bosna’nın sadece Boşnakların değil, tüm Müslümanların davası olduğunu dile getirmişti. O günün şartlarında bu tür sözler, cesaret isteyen bir duruştu.
Bir Ağabeyin Ardından
Vefat haberini aldığımda, otuz yıl öncesine gittim. O panelde tanıştığım bu insan, bana İslamcı camianın entelektüel birikimini ve samimiyetini yansıtmıştı. Kendisiyle panel sonrası kısa bir sohbetimiz olmuştu. Bana, “Bosna’ya yapılacak en büyük yardım, oradaki soykırımı dünyaya duyurmaktır” demişti. Bu söz, o dönemde uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmenin ne kadar zor olduğunu da gösteriyordu. O günden sonra kendisini bir daha görmedim; belki bir daha hiç karşılaşmadık. Ama ismini duyduğumda hep o paneli, o sohbeti hatırladım.
İslamcı ağabey, sadece bir fikir adamı değil, aynı zamanda bir eylem insanıydı. 1990’lı yılların zorlu Türkiye’sinde, İslami hassasiyetleri olan bir aydın olarak, hem yazılarıyla hem de faaliyetleriyle topluma yön vermeye çalıştı. Bosna meselesi, onun için bir vicdan meselesiydi. Savaş boyunca ve sonrasında, Bosnalı mültecilere yapılan yardımlarda emeği geçtiğini öğrendim. Kendisi, İslam dünyasının kanayan yaralarına duyarsız kalmayan, elinden geldiğince çözüm üretmeye çalışan bir şahsiyetti. Bugün onu kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum; ancak bıraktığı miras, özellikle genç nesiller için bir yol gösterici olmalıdır.
Bosna Davasının Hatırlattıkları
1992’deki panel, bugün geriye dönüp baktığımda, Türkiye’deki İslamcı camianın Bosna’ya bakışını yansıtan önemli bir belge niteliğindedir. O dönemde henüz resmi bir dayanışma grubu yokken, bu tür toplantılarla kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyordu. İslamcı ağabeyin vefatı, bize o günlerin ruhunu yeniden hatırlatıyor. Bugün Bosna’da barış sağlanmış olsa da, Müslüman coğrafyasının pek çok yerinde benzer acılar yaşanıyor. Filistin’den Keşmir’e, Arakan’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan bir coğrafyada Müslümanlar zulüm altında. O ağabeyin “Birlik olmalıyız” çağrısı, bugün daha da anlam kazanıyor.
Onun vefatı vesilesiyle, geçmişte Bosna için koşuşturan tüm o isimsiz kahramanları da rahmetle anıyorum. O panelde bir araya gelen insanlar, belki de bugün çoğu hayatta değil. Ama onların başlattığı dayanışma hareketi, zamanla kurumsallaşarak Bosna Dayanışma Grubu gibi yapıların doğmasına ön ayak oldu. İslamcı ağabey de bu hareketin bir parçasıydı. Onun vefatı, sadece bir şahsın kaybı değil, aynı zamanda bir dönemin kapanışıdır. Ancak bıraktığı fikirler ve verdiği mücadele, yaşamaya devam edecek.
Son olarak, bu vesileyle bir kez daha İslamcı ağabeye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Mekânı cennet olsun. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.