İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ülkesinin savunma kapasitesine güvendiğini ancak ulusal çıkarlar doğrultusunda diplomasi ve müzakere kanallarının da açık tutulması gerektiğini belirtti. Kalibaf, Tahran'da düzenlenen bir toplantıda yaptığı konuşmada, İran'ın her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olduğunu vurgularken, müzakere masasından da uzak durulmaması gerektiğinin altını çizdi.
"Savaşa da hazırız, barışa da"
İran yönetiminin son dönemdeki en üst düzey açıklamalarından birini yapan Kalibaf, “Savaşa hazır olmalıyız ama aynı zamanda müzakere araçlarından da yararlanmalıyız. Çünkü ülkemizin çıkarları bazen savaş meydanında, bazen de diplomasi masasında korunur” ifadelerini kullandı. Meclis Başkanı, İran'ın askeri gücünün caydırıcı olduğunu ancak bunun tek başına yeterli olmadığını, diplomasi ile dengelenmesi gerektiğini söyledi.
Uluslararası baskılar ve nükleer müzakereler
Kalibaf'ın açıklamaları, İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası baskıların arttığı bir döneme denk geldi. Tahran yönetimi bir yandan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürürken diğer yandan ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile dolaylı müzakereleri de devam ettiriyor. İran, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) yeniden canlandırılması için çaba gösterirken, yaptırımların kaldırılmasını talep ediyor. Ancak müzakerelerde henüz somut bir ilerleme kaydedilemedi.
Kalibaf, konuşmasında İran'ın müzakere masasına koşulsuz oturmaya hazır olduğunu ancak ulusal çıkarlarından taviz verilmeyeceğini vurguladı. Bu mesaj, hem iç kamuoyuna hem de uluslararası topluma yönelik bir denge politikası olarak yorumlandı.
Bölgesel gerilimler ve İsrail faktörü
İran'ın bu çift yönlü mesajı, bölgedeki diğer gelişmelerle de yakından ilişkili. İsrail ile İran arasında son aylarda artan gerginlik, Suriye'de İran destekli güçlere yönelik saldırılar ve Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik eylemleri, Tahran'ın askeri hazırlığını artırmasına neden oluyor. Diğer yandan İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölge ülkeleriyle normalleşme adımları atarken, Çin'in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile varılan anlaşma, diplomatik kanalların önemini bir kez daha gündeme getirdi.
Uzmanlar, İran'ın hem askeri caydırıcılığı hem de diplomatik girişimleri aynı anda kullanmasının, ülkenin kırılgan ekonomik durumu ve yaptırımların etkisiyle başa çıkmak için zorunlu bir strateji olduğunu belirtiyor.