ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonları, yalnızca Ortadoğu'yu değil, Avrupa'daki savunma dengelerini de derinden etkiliyor. Son iddialara göre, ABD ordusunun Avrupa'daki Patriot başta olmak üzere birçok füze sistemindeki stokları, kritik seviyenin de altına düştü. Bu durum, NATO'nun caydırıcılık kapasitesini zayıflatırken, savunma sanayisinde yeni bir tedarik krizini beraberinde getirebilir.
Stoklar Tükeniyor: Füze Koruması Zafiyette
İran'a yönelik art arda yapılan saldırılar, ABD'nin gelişmiş hava savunma sistemlerine olan talebi büyük ölçüde artırdı. Özellikle Patriot bataryalarında kullanılan GEM-T ve PAC-3 MSE füzeleri ile THAAD sistemlerindeki mühimmatlar, yoğun şekilde tüketildi. Avrupa'da konuşlu ABD birliklerinin elindeki füze stoklarının, savaşın başlamasından bu yana 'kritik seviyenin de altına' indiği öne sürülüyor. Bu gelişme, Rusya tehdidine karşı Doğu Avrupa'da konuşlandırılan savunma kalkanlarının etkinliğini ciddi biçimde sorgulatıyor.
ABD'nin Tedarik Krizine Dönüşen Savaş Maliyeti
Uzmanlara göre, İran operasyonları, ABD'nin son yıllarda yaşadığı en büyük mühimmat tüketimine yol açtı. Sadece İran'a atılan hassas güdümlü füzeler değil, aynı zamanda İran'ın misilleme saldırılarının püskürtülmesi için kullanılan savunma füzeleri de stokların hızla azalmasına neden oldu. Avrupa'daki üslerden ve NATO'nun entegre hava savunma sistemlerinden yapılan bu harcamalar, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının sürdürülebilirliği hakkında endişelere yol açıyor.
Savunma analistleri, bu durumun yalnızca askeri bir sorun olmadığını, aynı zamanda ekonomik bir yansıması bulunduğunu vurguluyor. Mühimmat üretimi kapasitesi, pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları ve küresel rekabet nedeniyle sınırlı kalmışken, bu ani talep artışı, fiyatları yükseltebilir ve Avrupa'daki müttefiklerin kendi stoklarını yenileme planlarını sekteye uğratabilir. NATO'nun savunma harcamaları hedefi olan GSYİH'nın yüzde 2'si, böylesine yoğun bir çatışma ortamında yetersiz kalabilir.
Jeopolitik ve Küresel Güvenlik Bağlamı
Yaşanan bu stok erimesi, ABD'nin küresel güç projeksiyonunda önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Avrupa'daki Patriot ve THAAD sistemlerinin zafiyeti, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşının getirdiği güvenlik tehditlerini artırırken, aynı zamanda Çin'in Asya-Pasifik'teki agresif tutumuna karşı ABD'nin elini zayıflatabilir. ABD'nin iki cephede birden savaş konsepti, bu tür mühimmat krizlerini stratejik bir kabusa dönüştürebilir.
NATO'nun Avrupa'daki yeni üyeleri olan Finlandiya ve İsveç'in katılımıyla birlikte ittifakın doğu kanadı genişlerken, mevcut füze kalkanlarının yeterli mühimmatla donatılmaması, ittifakın caydırıcılık ilkesini aşındıran bir paradoks yaratıyor. Diplomasi çevreleri, ABD yönetiminin bu krizi gizlediğini ve müttefiklere tam bilgi vermediğini ifade ederken, Kongre'de de acil savunma harcamaları paketleri konuşulmaya başlandı. Ancak, bütçe açıkları ve politik kutuplaşma, bu paketlerin ne kadar hızlı onaylanabileceğini tartışmalı hale getiriyor.
Bağımsız analizler, ABD'nin önümüzdeki aylarda İran'a yönelik saldırılarını sürdürme kapasitesinin, savunma sanayiinin üretim hızına bağlı olacağını öne sürüyor. Raytheon ve Lockheed Martin gibi dev şirketlerin üretim hatlarında artışa gitmesi kaçınılmaz görünse de, bu durumun uluslararası pazarlarda askeri teçhizat fiyatlarını artırması ve Türkiye gibi NATO üyesi ülkelerin savunma tedarik projelerini de etkilemesi olası. Bu yaşananlar, küresel güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor ve savunma harcamalarının yalnızca askeri değil, ekonomik bir zorunluluk olduğunu kanıtlıyor.