İran'ın, Yemen'deki Husi isyancılarını Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a yönelik saldırılarını durdurup durduramayacağı sorusu, bölgesel gerilimin tırmanmasıyla yeniden gündeme geldi. Husi milislerinin Riyad Havalimanı ve çevresindeki altyapı tesislerine düzenlediği saldırılar, uluslararası toplum tarafından kınanırken, Tahran yönetiminin bu saldırılar üzerindeki etkisi merak konusu. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun 2015'ten bu yana Yemen'de yürüttüğü operasyonlar, Husi'lerin askeri kapasitesini kısmen kırmış olsa da, isyancılar hâlâ Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenleyebiliyor.
Husi Saldırıları ve Bölgesel Dengeler
Husi'lerin son dönemde artan saldırıları, özellikle Riyad Havalimanı'na yönelik füze saldırısı, Suudi Arabistan'ın güvenlik algısını derinden sarstı. Suudi yetkililer, saldırıların arkasında İran'ın olduğunu savunuyor. Husi sözcüleri ise saldırıların Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik müdahalesine bir yanıt olduğunu belirtiyor. Birleşmiş Milletler ve Batılı ülkeler, sivil altyapıya yönelik saldırıları kınarken, İran'a Husi'leri dizginleme çağrısı yapıyor.
İran, resmi açıklamalarında Husi'lere silah sağladığı iddialarını reddediyor. Ancak Birleşmiş Milletler uzmanları, ele geçirilen füze parçalarının İran yapımı olduğunu ve Husi'lerin bu silahları kullanma kapasitesinin Tahran'ın teknik desteğiyle arttığını raporladı. Bu durum, İran'ın Husi'ler üzerindeki etkisinin boyutunu gözler önüne seriyor.
İran'ın Husi Politikası: Stratejik Derinlik mi, Kontrol mü?
İran'ın Husi'lere verdiği destek, bölgesel nüfuz stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Tahran, Suudi Arabistan'ı çevreleyen bir "direniş ekseni" oluşturarak, bölgedeki ABD ve İsrail etkisine karşı kendi güvenlik şemsiyesini genişletmeyi hedefliyor. Husi'ler, bu eksenin Yemen ayağını temsil ediyor. Ancak İran'ın Husi'ler üzerindeki kontrolü mutlak değil. Uzmanlara göre, Husi'ler kendi kararlarını alabilen, yerel dinamikleri gözeten bir yapı. İran, lojistik ve teknik destek sağlasa da, Husi'lerin sahadaki eylemlerini tam olarak yönlendiremiyor.
Bu nedenle, İran'ın Husi'leri durdurma kapasitesi tartışmalı. Bir yandan, İran'ın Husi'ler üzerindeki nüfuzu, onları müzakere masasına çekmek için kullanılabilir. Öte yandan, Husi'lerin bağımsız hareket etme eğilimi, İran'ın kontrolünü sınırlıyor. Ayrıca, İran'ın Suudi Arabistan ile son dönemde yürüttüğü normalleşme görüşmeleri, Husi kartını nasıl oynayacağı konusunda belirsizlik yaratıyor.
Uluslararası Tepkiler ve Diplomatik Çabalar
Riyad'a yönelik saldırılar, uluslararası alanda geniş yankı buldu. ABD, Birleşik Krallık ve Fransa, saldırıları kınayarak İran'a Husi'leri durdurma çağrısı yaptı. Suudi Arabistan, saldırıların arkasında İran'ın olduğunu vurgulayarak, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıdı. BM Yemen Özel Temsilcisi, taraflara itidal çağrısında bulunarak, sivillere yönelik saldırıların uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirtti.
Diplomatik çabalar kapsamında, Umman ve Kuveyt gibi bölge ülkeleri, İran ile Suudi Arabistan arasında arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Ancak, İran'ın Husi'ler üzerindeki etkisini kullanıp kullanmayacağı, önümüzdeki süreçte belirleyici olacak. İran Dışişleri Bakanlığı, saldırıları "Yemen halkının meşru savunması" olarak nitelendirse de, Suudi Arabistan'a yönelik saldırıların bölgesel istikrarı bozduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Yemen'de İnsani Kriz ve Barış Çabaları
Yemen'de yıllardır süren çatışma, dünyanın en büyük insani krizlerinden birine yol açtı. BM verilerine göre, ülke nüfusunun %80'i insani yardıma muhtaç durumda. Husi'lerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırıları, barış görüşmelerini de sekteye uğratıyor. Suudi Arabistan'ın Yemen'deki operasyonları ise sivil kayıpları artırıyor.
Birleşmiş Milletler, taraflar arasında ateşkes sağlanması için çaba harcıyor. Ancak, Husi'lerin saldırıları ve Suudi koalisyonunun hava operasyonları, barış umutlarını zayıflatıyor. İran'ın Husi'leri dizginlemesi, ateşkese giden yolda kritik bir adım olarak görülüyor. Fakat İran'ın bu konudaki istekliliği ve kapasitesi belirsizliğini koruyor.
İran'ın İkilemi: Normalleşme mi, Nüfuz mu?
İran, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirmek için 2023'te Çin'in arabuluculuğunda bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, bölgesel gerilimi azaltmayı amaçlıyordu. Ancak, Husi saldırıları, bu normalleşme sürecini test ediyor. İran, bir yandan Suudi Arabistan ile ilişkilerini düzeltmek isterken, diğer yandan Husi'ler üzerindeki nüfuzunu kaybetmek istemiyor. Bu ikilem, İran'ın Husi'leri durdurma konusundaki istekliliğini etkiliyor.
Uzmanlar, İran'ın Husi'leri tamamen durdurmasının zor olduğunu, ancak saldırıların yoğunluğunu azaltmak için baskı yapabileceğini belirtiyor. İran'ın, Husi'leri müzakere masasına çekmek için elindeki imkanları kullanabileceği ifade ediliyor. Ancak, Husi'lerin bağımsız hareket etme kapasitesi, İran'ın kontrolünü sınırlıyor.
Sonuç olarak, İran'ın Husi'leri durdurup durduramayacağı, bölgesel ve küresel dengelerin yanı sıra İran'ın kendi stratejik hedeflerine bağlı. Suudi Arabistan'a yönelik saldırıların sona ermesi için İran'ın Husi'ler üzerindeki etkisini kullanması gerekiyor. Ancak, bu etkinin sınırları ve İran'ın niyeti, önümüzdeki günlerde netleşecek. Uluslararası toplum, İran'a Husi'leri dizginleme çağrısını sürdürürken, Yemen'de barış umutları bir kez daha askıya alınmış durumda.