İran ve ABD arasında devam eden dolaylı müzakerelerin 11 Temmuz'da Pakistan'da yeniden başlayacağı iddia edildi. İki ülke arasındaki görüşmelerde nükleer anlaşma ve yaptırımların kaldırılması gibi kritik başlıklar ele alınacak. Pakistan'ın arabuluculuk rolü üstlendiği ve İslamabad'ın ev sahipliği yapacağı belirtilen müzakereler, taraflar arasında son dönemde sağlanan dolaylı temasların bir devamı niteliğinde.
Müzakere Sürecinin Arka Planı
İran ve ABD, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP) 2018'de ABD'nin tek taraflı olarak çekilmesiyle askıya alınmasının ardından, dolaylı görüşmelerle yeniden bir diyalog kanalı oluşturma arayışında. Son dönemde Umman ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuğunda gerçekleşen görüşmelerde, İran'ın nükleer programının barışçıl olduğuna dair taahhütler ve ABD yaptırımlarının kaldırılması konuları ele alınmıştı. Pakistan'ın bu sürece dahil olması, bölgesel dengeler açısından dikkat çekiyor.
Pakistan'ın Rolü ve Beklentiler
Pakistan, hem ABD ile hem de İran ile uzun süreli diplomatik ilişkilere sahip olması nedeniyle ara buluculuk için uygun bir adres olarak öne çıkıyor. İslamabad'ın özellikle Afganistan'daki gelişmeler ve Hint-Pasifik bölgesindeki stratejik çıkarları doğrultusunda, Tahran ve Washington arasında köprü kurmaya çalıştığı belirtiliyor. Müzakerelerde ayrıca İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri ve IAEA denetimleri de gündeme gelebilir.
İran cephesinden yapılan açıklamalarda, ABD'nin yaptırımları kaldırması halinde nükleer programda esneklik gösterebileceği sinyali verilirken, ABD ise İran'ın nükleer faaliyetlerinde şeffaflık talep ediyor. Taraflar arasındaki temel ayrışma noktaları, yaptırımların kapsamı ve İran'ın balistik füze programı gibi konuları içeriyor.
11 Temmuz'da başlaması planlanan müzakerelerin ne kadar süreceği henüz netlik kazanmazken, diplomatik kaynaklar görüşmelerin birkaç gün sürebileceğini ifade ediyor. Bölgesel uzmanlar ise Pakistan'ın arabuluculuğunun, İran ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşma süreciyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Son olarak, bu tür müzakerelerin geçmişte de benzer iddialarla gündeme geldiği ancak somut bir ilerleme kaydedilemediği hatırlanmalı. Taraflar arasındaki güven eksikliği ve iç siyasi dinamikler, anlaşma ihtimalini zorlaştıran faktörler arasında. Yine de diyalog kanallarının açık tutulması, bölgesel istikrar açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.