Tahran yönetimi, savaş sırasında el koyduğu ABD ve İsrail'e ait ticaret gemilerini satacağını duyurdu. İran Devrim Muhafızları'na bağlı Deniz Kuvvetleri tarafından açıklanan karara göre, gemilerin satışından elde edilecek gelir, çatışmalarda yaşamını yitiren İranlıların ailelerine bağışlanacak. Bu adım, bölgede artan gerilimin ekonomik yaptırımlarla birleştiği bir dönemde geldi.
Ele geçirilen gemiler ve yasal gerekçeler
İran, savaş sırasında uluslararası sularda seyreden çok sayıda ticari gemiye el koyduğunu daha önce açıklamıştı. Bu gemilerin bir kısmının ABD ve İsrail bayraklı olduğu belirtiliyor. Tahran, el koyma işlemlerini "düşman devletlere ait askeri ve stratejik yük taşıma" gerekçesine dayandırıyor. İran makamları, gemilerin satışı için gerekli hukuki sürecin başlatıldığını ve uluslararası alıcılarla görüşmelerin sürdüğünü ifade ediyor.
Uzmanlar, bu satışın uluslararası deniz hukuku açısından tartışmalı olduğunu vurguluyor. 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, savaş halinde bile tarafsız gemilere el konulması belirli kurallara bağlı. Ancak İran, sözleşmeye taraf olmadığını ve kendi ulusal güvenlik yasalarına göre hareket ettiğini savunuyor.
Gelirin bağışlanacağı aileler
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, gemilerin satışından elde edilecek gelir, "şehit aileleri" olarak adlandırılan ve çatışmalarda hayatını kaybeden İranlıların yakınlarına dağıtılacak. Bu kapsamda özellikle son yıllarda Suriye, Irak ve Yemen'deki çatışmalarda yaşamını yitiren İranlı askerlerin aileleri öncelikli olacak. Tahran, bu fonun aynı zamanda savaşta yaralananların tedavi masraflarını da karşılayacağını belirtiyor.
İran'da "şehit aileleri" için ayrılan bütçe, devletin sosyal yardım politikalarının önemli bir parçası. Ancak ekonomik yaptırımlar nedeniyle bu fonlara ayrılan kaynakların azaldığı biliniyor. Bu nedenle gemilerin satışı, hem sembolik hem de pratik bir adım olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası tepkiler ve olası sonuçlar
ABD ve İsrail'den henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak daha önce benzer durumlarda Washington, el konulan gemilerin iadesi için uluslararası mahkemelere başvurmuştu. Uzmanlar, bu satışın ABD ve İsrail'in İran'a yönelik yaptırımlarını daha da sıkılaştırabileceğini öngörüyor. Ayrıca, gemileri satın alacak ülkelerin de yaptırım riskiyle karşılaşabileceği belirtiliyor.
Bölgesel analistler, İran'ın bu hamlesinin esas olarak iç kamuoyuna yönelik olduğunu düşünüyor. Tahran, ekonomik zorluklara rağmen "düşmana karşı kazanılmış zafer" anlatısını güçlendirmeye çalışıyor. Öte yandan, gemilerin satışından elde edilecek gelirin miktarı henüz açıklanmadı. Uzmanlar, el konulan gemilerin yaşlı ve sigorta değerlerinin düşük olabileceğini, bu nedenle gelirin sınırlı kalabileceğini ifade ediyor.
Arka plan: Artan deniz gerilimi
Son yıllarda Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda İran ile ABD arasında deniz kuvvetleri arasında gerginlik sık sık yaşanıyor. İran, 2019'dan bu yana çok sayıda tankere el koyduğunu açıklamıştı. Bu olaylar, küresel petrol fiyatlarını ve deniz ticaretini zaman zaman olumsuz etkiledi. İran'ın son kararı, bu gerilimin ekonomik bir boyuta taşındığını gösteriyor.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), ticari gemilerin güvenliği konusunda endişelerini yineleyerek, tüm taraflara itidal çağrısında bulundu. Ancak Tahran, kendi güvenlik önceliklerini koruyacağını ve uluslararası hukuku kendi yorumuyla uygulayacağını belirtiyor.
Bu gelişme, İran'ın hem iç hem dış politikada zorlu bir denge kurmaya çalıştığı bir döneme denk geliyor. Ekonomik yaptırımlar, ülkedeki enflasyonu ve işsizliği artırmış durumda. Bu nedenle Tahran, el konulan gemilerin satışını bir "kazanç kapısı" olarak görüyor. Ancak uluslararası alanda yankı uyandıracak bu adımın, İran'ın izolasyonunu daha da derinleştirme riski taşıdığı değerlendirmeleri de yapılıyor.
Sonuç olarak, İran'ın bu kararı, savaşın ekonomik yansımalarını gözler önüne seriyor. Gemilerin satışından elde edilecek gelirin "şehit ailelerine" bağışlanması, sembolik olarak güçlü bir mesaj içeriyor. Ancak pratikte bu satışın ne kadar gelir getireceği ve hangi ülkelerin bu gemileri satın almaya cesaret edeceği belirsizliğini koruyor. Bölgesel tansiyonun yüksek olduğu bu dönemde, atılan her adımın zincirleme etkileri olabileceği unutulmamalı.