İran ile ABD arasında geçen yıl varılan mutabakat kapsamında belirlenen 60 günlük süre bugün itibarıyla sona erdi. Tahran ve Washington arasında doğrudan müzakereler yeniden başlamazken, İran yönetimi kritik bir yol ayrımında bulunuyor. Uzmanlara göre İran'ın önünde üç temel seçenek duruyor: yeni bir çatışma riskini göze almak, mevcut gerilimi dondurmak ya da dolaylı müzakerelere geri dönmek. Bu seçeneklerin hangisinin öne çıkacağı, hem bölgesel dengeleri hem de küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyecek.
Birinci Yol: Çatışmanın Tırmanması
İran'ın önündeki ilk seçenek, nükleer programı konusunda daha agresif bir tutum sergileyerek mevcut gerilimi tırmandırmak. Bu senaryoda Tahran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırabilir, uluslararası denetçilerin erişimini kısıtlayabilir veya Basra Körfezi'nde askeri tatbikatlara hız verebilir. ABD tarafında ise bu durum, ekonomik yaptırımların genişletilmesi ve hatta askeri seçeneklerin masaya gelmesi anlamına gelebilir. geçmişte benzer krizlerde tarafların bir adım geri attığı bilinse de, mevcut siyasi atmosfer her iki ülkede de sertlik yanlılarını güçlendiriyor. Özellikle İran'da muhafazakar kanat, dış baskılara boyun eğmek yerine direnmenin ülke menfaatine olduğunu savunuyor.
İkinci Yol: Gerilimin Donması ve Statüko
İkinci seçenek, mevcut durumun korunması ve gerilimin ne artırılması ne de azaltılması anlamına geliyor. Bu senaryoda İran, nükleer faaliyetlerini mevcut seviyede tutarken, ABD de yeni yaptırım paketleri açıklamaktan kaçınabilir. Ancak bu durum, 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) yeniden canlandırılması umutlarını iyice zayıflatıyor. Taraflar arasında güven eksikliği o kadar derin ki, statüko bile kırılgan bir ateşkes olarak görülüyor. Bölgede İran'a yakın grupların (Hizbullah, Husiler vb.) faaliyetleri, dolaylı olarak gerilimi canlı tutuyor. Bu seçenek, kısa vadede çatışma riskini azaltsa da uzun vadede sürdürülebilir görünmüyor; zira hem İran ekonomisi yaptırımlar altında kan kaybediyor hem de ABD'nin seçim takvimi baskı yaratıyor.
Üçüncü Yol: Dolaylı Müzakerelere Dönüş
Üçüncü ve en umut verici seçenek, dolaylı müzakerelerin yeniden başlaması. Taraflar, doğrudan görüşme masasına oturamasalar da Katar, Umman veya İsviçre gibi aracılar üzerinden diyalog kanallarını açık tutabilir. Bu senaryoda İran, nükleer programında şeffaflık sağlama karşılığında yaptırımların hafifletilmesini hedefleyebilir. Ancak bu yolun da önünde ciddi engeller var: İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesi ve balistik füze programı, ABD'nin taviz vermeyeceği kırmızı çizgiler arasında. Yine de uluslararası toplum, diplomasinin her zaman askeri seçenekten daha öncelikli olduğunu vurguluyor. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri, tarafları yeniden müzakere masasına çekmek için yoğun çaba sarf ediyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
İran'ın hangi yolu seçeceği, yalnızca Tahran'ı değil tüm bölgeyi etkileyecek. Olası bir çatışma, Basra Körfezi'nden geçen petrol sevkiyatını tehlikeye atabilir ve küresel enerji fiyatlarını fırlatabilir. Ayrıca İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler de gelişmeleri yakından izliyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri operasyon seçeneğini sık sık gündeme getirirken, Körfez ülkeleri ise diplomasiden yana tavır alıyor. Türkiye gibi bölgesel aktörler ise İran ile ekonomik ilişkilerini sürdürmekle birlikte, olası bir krizden olumsuz etkilenmemek için denge politikası izliyor.
Sonuç ve Değerlendirme
60 günlük sürenin sonunda İran'ın önündeki üç yol, aslında birbirini dışlamayan senaryolar olarak görülebilir. Ancak her geçen gün tırmanma riski artıyor; zira mevcut gerilim, taraflar arasında yanlış hesaplamalara yol açabilecek kadar yüksek. İran'ın ekonomik zorlukları, dış politikada daha esnek davranmasını zorunlu kılabilir; ancak iç siyasi dinamikler, muhafazakar kesimin sertlik yanlısı söylemlerini güçlendiriyor. ABD tarafında ise başkanlık seçimleri yaklaşırken, İran konusu iç siyasette hassas bir denge unsuru. Bu nedenle kısa vadede kalıcı bir çözüm beklemek iyimserlik olur; ancak dolaylı müzakerelerin yeniden başlaması, en azından durumun kontrolden çıkmasını önleyebilir. Uluslararası toplumun önümüzdeki haftalarda atacağı adımlar, hangi senaryonun gerçekleşeceğini belirleyecek.