İngiltere ve Galler'de faaliyet gösteren 32 hayır kurumunun, uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen İsrail yerleşim birimlerine en az 28 milyon sterlin bağış yaptığı iddia edildi. Konuyu gündeme getiren İşçi Partisi milletvekili Margaret Moran, yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu bağışların 2015-2020 yılları arasında gerçekleştiğini ve Filistin topraklarındaki yerleşimlere doğrudan veya dolaylı olarak aktarıldığını belirtti.
Yerleşim birimlerine gizli fon akışı
Moran'ın İngiltere Charity Commission verilerine dayandırdığı araştırmaya göre, bağış yapan kuruluşlar arasında dini, eğitim ve sağlık alanında çalışan büyük hayır kurumları bulunuyor. Milletvekili, bu fonların önemli bir kısmının Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim yerlerindeki okul, hastane ve altyapı projelerine harcandığını ifade etti. Özellikle 2017'den sonra bağış miktarında belirgin bir artış olduğunu kaydeden Moran, “Bu kuruluşlar uluslararası hukuku ihlal eden bir yapıyı finanse ediyor. Yardım adı altında toplanan paralar, Filistin halkının haklarını gasp eden bir sistemin devamına hizmet ediyor” dedi.
Uluslararası hukuk ve İngiltere'nin tutumu
Uluslararası Adalet Divanı, 2004 tarihli danışma görüşünde İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında kurduğu yerleşimleri yasa dışı ilan etmişti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da bu yerleşimlerin ''açık bir uluslararası hukuk ihlali'' olduğunu teyit ediyor. İngiltere hükümeti resmi olarak yerleşimleri tanımıyor ve bu bölgelerden yapılan ticareti teşvik etmiyor. Ancak İngiltere'deki hayır kurumlarının bu tür fon akışları, ülkenin kendi yasalarıyla da çelişiyor. Charity Commission, hayır kurumlarının yasa dışı faaliyetlere fon sağlamasını yasaklıyor. Konuyla ilgili soruşturma başlatılıp başlatılmayacağı henüz netlik kazanmazken, Moran komisyonu harekete geçmeye çağırdı.
Filistin dayanışma grupları ise bu bağışların İsrail'in işgal politikasını meşrulaştırdığını savunuyor. Filistin'deki İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi Sarah Leah Whitson, “Hayır kurumları, kendilerini eğitim ve sağlık gibi masum alanlarla sınırlasa da yerleşimlerin kendisi başlı başına bir suçtur. Bu kurumlar, suçun parçası haline geliyor” değerlendirmesini yaptı. Öte yandan, bağış yapan kuruluşlardan bazıları, fonların sadece insani yardım amaçlı olduğunu ve siyasi bir boyutu olmadığını öne sürdü.
Bu gelişme, İngiltere'de hayır kurumlarının denetimi konusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, Charity Commission'ın daha sıkı bir izleme mekanizması kurması gerektiğini belirtiyor. Oxford Üniversitesi'nden Uluslararası İlişkiler Profesörü Tom Cargill, “Bu miktar buzdağının sadece görünen kısmı. Birçok bağış, kaynağı belli olmayan aracılar aracılığıyla yapılıyor. Bağımsız bir denetim olmadan bu fon akışının durdurulması zor” ifadelerini kullandı. Olay, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasında hayırseverlik kisvesi altında yürütülen mali desteklerin boyutunu da gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak, İngiltere'deki hayır kurumlarının yasa dışı yerleşimlere kaynak aktarması, hem ulusal hem de uluslararası hukuk açısından ciddi bir skandal olarak değerlendiriliyor. Bu tür bağışlar, Filistin halkının yaşadığı işgal ve ayrımcılığın sona ermesi için gösterilen çabaları da baltalıyor. Charity Commission'ın atacağı adımlar, benzer durumların önlenmesi açısından emsal teşkil edebilir.