İktisadi krizlerin şiddetini ölçmek için kullanılan Bofor ölçeği, son dönemde Türkiye ekonomisine dair tartışmalarda yeniden gündeme geldi. Türkiye'ye yönelik güven mesajları verilirken, "sistemik risk yoktur" açıklamaları yapılıyor. Ancak ekonomistler, sistemik riskin doğası gereği yok olmadığını, yalnızca gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirsiz olduğunu vurguluyor. Para arzındaki daralma ve likidite sıkışıklığı, önümüzdeki dönemde etkilerini gösterebilir.
Sistemik Risk Nedir, Neden Yok Sayılıyor?
Sistemik risk, finansal sistemin bir bütün olarak çökme riskini ifade eder. Tek bir kurumun veya piyasanın değil, tüm sistemin zarar görmesi anlamına gelir. Bu risk, genellikle yüksek kaldıraç, likidite yetersizliği ve güven kaybı gibi faktörlerle beslenir. Türkiye'de son yıllarda artan döviz kuru oynaklığı, enflasyon ve faiz politikaları, sistemik risk algısını güçlendirdi. Hükümet yetkilileri, bankacılık sektörünün güçlü olduğunu ve sistemik bir tehdit bulunmadığını sıkça dile getiriyor. Ancak bu açıklamalar, riskin varlığını ortadan kaldırmıyor; sadece henüz gerçekleşmediğini gösteriyor.
Bofor ölçeği, krizlerin şiddetini derecelendirmek için kullanılan bir metafor. Aslında resmi bir ekonomik gösterge değil; ancak kamuoyunda farklı bir algı oluşturuyor. Ölçeğin mantığı, ekonomik birimlerin (hanehalkı, şirketler, bankalar) borçluluk düzeyi ve gelir akışı arasındaki dengesizliğe dayanıyor. Türkiye'de özel sektörün döviz borcu, hanehalkının TL borcu ve bankaların bilanço yapısı, bu ölçeğin yüksek seviyelerde olduğuna işaret ediyor.
Para Mahsursa Etkileri Kaçınılmaz
Ekonomistler, para arzının kısıtlanması (karantina) durumunda etkilerin mutlaka ortaya çıkacağını belirtiyor. Merkez Bankası'nın sıkı para politikası, piyasada TL likiditesini daraltıyor. Bu da borçlanma maliyetlerini artırıyor, yatırımları ve tüketimi frenliyor. Parası olmayanlar, yani düşük gelirli kesimler, bu durumdan en çok etkilenen grup. Gıda, kira ve enerji gibi temel harcamalarını karşılamakta zorlanan geniş bir kitle, sistemik riskin gerçekleşmesi durumunda daha da savunmasız hale geliyor.
Öte yandan, parası olanlar da riskten muaf değil. Bankalardaki mevduatlar, döviz tevdiat hesapları ve tahvil portföyleri, olası bir bankacılık krizi veya sermaye kaçışı durumunda değer kaybedebilir. 2001 krizi ve 2018 kur şoku, bu tür bir riskin hafife alınmaması gerektiğini gösterdi. O dönemlerde milyonlarca insan işini kaybetti, on binlerce şirket iflas etti. Bugün benzer bir senaryonun tekrarlanma olasılığı, alınan önlemlere rağmen sıfır değil.
Türkiye'ye Güven Mesajları Gerçeği Yansıtıyor mu?
Son aylarda uluslararası kuruluşlar ve yabancı yatırımcılar, Türkiye'ye yönelik olumlu açıklamalar yapıyor. Ekonomi yönetiminin rasyonel politikalara dönüş sinyali, piyasalarda kısmi bir rahatlama yarattı. Ancak bu güven mesajları, yapısal sorunları çözmüyor. Yüksek cari açık, dış borç çevirme riski, enflasyonla mücadelede kalıcı başarı sağlanamaması ve jeopolitik gerilimler, sistemik riskin arka planda beklediğini gösteriyor. Ayrıca, küresel ekonomik konjonktür de son derece kırılgan: Fed'in faiz politikaları, Avrupa'daki durgunluk ve Çin'deki yavaşlama, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri doğrudan etkiliyor.
"Sistemik risk yoktur" söylemi, daha çok bir güven tazeleme çabası olarak okunmalı. Riskin yokluğu değil, henüz tetiklenmemiş olması söz konusu. Tetikleyici unsur, beklenmedik bir dış şok, siyasi bir kriz veya politika hatası olabilir. Bu nedenle, riskin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği sorusu, ekonomistlerin gündemini meşgul ediyor.
Bofor Ölçeği ve Gelecek Projeksiyonları
Bofor ölçeğine göre, Türkiye ekonomisi şu an "yüksek risk" kategorisinde yer alıyor. Ölçek, 1'den 10'a kadar bir derecelendirme yapıyor; 1 en düşük, 10 en yüksek kriz riskini temsil ediyor. Türkiye'nin mevcut notu, 6-7 bandında. Bu, krizin eşiğinde olunduğu anlamına gelmiyor; ancak kırılganlığın yüksek olduğunu gösteriyor. Krizin şiddeti, alınacak önlemlere ve dış koşullara bağlı olarak değişebilir. Örneğin, Merkez Bankası'nın faiz indirimine gitmesi veya sermaye kontrolleri getirmesi, riski daha da artırabilir. Aksine, yapısal reformlar ve mali disiplin, riski azaltabilir.
Para arzındaki daralmanın etkileri, genellikle gecikmeli olarak ortaya çıkar. Bugün alınan kararların sonuçları, 6-12 ay içinde görülür. Bu nedenle, şu an "sistemik risk yok" demek, ileride riskin ortaya çıkmayacağı anlamına gelmez. Ekonomi yönetiminin, riskin farkında olarak hareket etmesi ve şeffaf iletişim kurması, güvenin tesisi için kritik.
Bağımsız Değerlendirme
Sistemik risk, bir hayalet gibidir: Görünmez ama varlığını hissettirir. Türkiye ekonomisi, son yirmi yılda birçok krizi atlattı ve her seferinde toparlanmayı başardı. Ancak her kriz, bir sonrakinin habercisi olabilir. Bofor ölçeği gibi araçlar, riskin boyutunu anlamak için faydalı olsa da, tek başına yeterli değil. Önemli olan, riski doğru okumak ve zamanında önlem almak. "Sistemik risk yoktur" demek yerine, "sistemik riski yönetiyoruz" demek, daha gerçekçi ve güven verici bir yaklaşım olacaktır. Unutulmamalı ki, ekonomik krizler, genellikle kimsenin beklemediği anda kapıyı çalar. Hazırlıklı olmak, kadere teslim olmaktan iyidir.