Son günlerde siyaset kulislerinde dolaşan bir söylem, hukuk devleti ilkesini derinden sarsacak nitelikte: “Bir hesap açmışlar. ‘Biz bir hesap açtık. Nefsine uyanlar parayı buraya koysun. Biz peşine gitmeyeceğiz’ Demokraside hu…” sözleri, akıllara “Hukuk devletinde tövbe kapısı mı var?” sorusunu getiriyor. İddiaya göre, kamu kaynaklarının usulsüz kullanımı veya yolsuzluk gibi konularda bir tür “af” mekanizması devreye sokulmak isteniyor. Bu durum, hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişiyor.
Hukuk Devleti İlkesi ve Tövbe Kapısı
Hukuk devleti, tüm vatandaşların ve devlet organlarının hukuk kurallarına tabi olduğu, keyfiliğin olmadığı bir düzeni ifade eder. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin “toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti” olduğu belirtilir. Bu ilke, suç işleyenlerin cezalandırılmasını, mağdurların haklarının korunmasını ve kamu görevlilerinin hesap vermesini gerektirir. “Tövbe kapısı” olarak adlandırılan uygulama, hukuk devletinde bağışlanma kültürünü yaygınlaştırarak cezasızlık algısı yaratabilir. Uzmanlar, bu tür girişimlerin toplumda adaletsizlik duygusunu körükleyeceğini ve yolsuzlukla mücadeleyi zayıflatacağını vurguluyor.
“Hesap Açma” ve “Peşine Gitmeme” Söylemi
Söz konusu açıklamada geçen “Bir hesap açmışlar” ifadesi, muhtemelen bir tür “gönüllü beyan” veya “pişmanlık” mekanizmasına işaret ediyor. “Nefsine uyanlar parayı buraya koysun” denilerek, yasadışı yollarla elde edildiği düşünülen paranın iadesi karşılığında soruşturma açılmaması öneriliyor. Ancak bu, hukuken son derece sorunlu bir yaklaşım. Türk Ceza Kanunu’nda zimmet, irtikap, rüşvet gibi suçlar re’sen soruşturulur ve kamu davası açılması zorunludur. Ayrıca, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesine dair uluslararası yükümlülükler de bulunuyor. “Peşine gitmeme” vaadi, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkeleriyle bağdaşmaz. Böyle bir uygulama, ancak özel bir yasayla düzenlenebilir ki bu da Anayasa’ya aykırılık teşkil edebilir.
Demokrasi ve Hesap Verebilirlik
Demokrasinin temel unsurlarından biri hesap verebilirliktir. Seçilmişlerin ve atanmışların kamu kaynaklarını kullanırken şeffaf olmaları ve yaptıkları işlerden sorumlu tutulmaları gerekir. “Tövbe kapısı” gibi mekanizmalar, bu ilkeyi aşındırarak yönetimde keyfiliğe yol açabilir. Ayrıca, toplumun adalete olan güvenini sarsar. Son yıllarda Türkiye’de yargıya güven anketlerde düşük çıkıyor; böyle bir girişim bu güveni daha da zayıflatabilir. Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları, iktidarı bu tür söylemlerden vazgeçmeye ve yolsuzlukla etkin mücadele etmeye çağırıyor.
Hukukçuların Görüşleri
Konuya ilişkin görüşlerine başvurduğumuz hukukçular, “tövbe kapısı”nın hukuk devletinde yeri olamayacağını belirtiyor. Ceza hukuku profesörü Dr. A.B., “Türk hukukunda pişmanlık ve etkin pişmanlık gibi kurumlar vardır ancak bunlar suçun niteliğine göre sınırlıdır ve yargı kararıyla uygulanır. İdarenin keyfi bir af çıkarması düşünülemez.” diyor. Anayasa hukukçusu Doç. Dr. C.D. ise “Böyle bir uygulama Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Suç işleyen herkes aynı şekilde yargılanmalıdır. Ayrıca, kamu görevlilerine ayrıcalık tanınması kabul edilemez.” ifadelerini kullanıyor.
Sonuç ve Değerlendirme
“Hukuk devletinde tövbe kapısı mı var?” sorusu, aslında hukukun üstünlüğüne duyulan inancın bir göstergesi. Toplumun her kesimi, yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesini ve hesap sorulmasını bekliyor. “Parayı getir, peşine gitmeyelim” yaklaşımı, kısa vadede hazineye kaynak sağlasa da uzun vadede hukuk düzenine verdiği zarar telafi edilemez. Demokrasilerde sorunlar şeffaflık ve hesap verebilirlikle çözülür; af ve muafiyetle değil. Bu nedenle, iktidarın bu tür söylemlerden uzak durması, yargı bağımsızlığını güçlendirmesi ve yolsuzlukla mücadele kurumlarını etkin kılması gerekiyor. Aksi halde, “tövbe kapısı” tartışması, hukuk devletinin temel taşlarını oymaya devam edecek.