İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, Rusya ve Çin'in Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerinde özel muamele göreceğini ve elverişli koşullardan yararlanacağını açıkladı. İran devlet medyasına yansıyan açıklamaya göre, bu adım Tahran'ın Moskova ve Pekin ile stratejik ortaklığını pekiştiriyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği kritik bir su yolu olarak uluslararası deniz ticaretinde kilit rol oynuyor.
İran'ın yeni rotası: Doğu ile daha sıkı ilişkiler
İbrahim Azizi, yaptığı yazılı açıklamada, “Rusya ve Çin, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerde diğer ülkelere kıyasla daha avantajlı koşullara sahip olacak” ifadelerini kullandı. Azizi, bu uygulamanın İran'ın bu iki ülkeyle olan ekonomik ve askeri iş birliğini daha da derinleştireceğini belirtti. İran'ın, ABD yaptırımları altında zor günler geçirdiği bir dönemde doğuya yönelmesi, dış politikasında önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Çin ve Rusya ile enerji anlaşmaları yapan Tahran, boğaz geçişlerindeki ayrıcalığı bu ortaklığın bir yansıması olarak sunuyor.
Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi'ni Umman Denizi'ne bağlayan ve İran'ın egemenliğindeki kara sularıyla çevrili stratejik bir geçittir. Boğazın yönetimi kısmen İran ve Umman arasında paylaşılmış olsa da, uluslararası hukuk uyarınca tüm gemilere serbest geçiş hakkı tanınıyor. Ancak İran'ın son hamlesi, bu serbestiyet ilkesinde seçici bir esneklik yaratma niyetini ortaya koyuyor. Uzmanlar, ayrıcalıklı muamelenin diğer ülkeler için olumsuz sonuçlar doğurabileceğini ve gerginliği tırmandırabileceğini ifade ediyor.
Küresel enerji ticareti üzerindeki olası etkiler
Dünyanın en büyük petrol ihracatçıları Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatlarının büyük kısmını Hürmüz Boğazı üzerinden yapıyor. Boğazdan geçen petrol miktarı günlük 20 milyon varili buluyor. İran'ın bu güzergahta Rusya ve Çin'e öncelik tanıması, özellikle Batılı ülkeler ve ABD için tedarik güvenliği riski oluşturabilir. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan ön eleştiride, “Boğazdaki seyrüsefer serbestisinin baltalanması kabul edilemez” denildi. Çin ve Rusya ise bu kararı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.
Öte yandan, İran'ın boğazdaki askeri varlığı da dikkat çekiyor. Devrim Muhafızları'nın sık sık tatbikat yaptığı bölgede, geçiş sırasında uygulanacak teknik detaylar henüz netlik kazanmış değil. Azizi, ayrıcalıklı koşulların “gümrük kolaylıkları, hızlı geçiş ve düşük maliyet” gibi unsurları kapsayacağını belirtti. Bu durum, uluslararası deniz ticaretinde adalet ilkeleriyle çelişebileceği gerekçesiyle eleştiriliyor.
Bölgesel güç dengesinde yeni hesaplar
İran'ın bu hamlesi, ABD'nin bölgede azalan etkisine karşılık Çin ve Rusya'nın artan nüfuzunu yansıtıyor. Çin, İran'dan petrol alımını artırırken, Rusya ile askeri işbirliğini derinleştiriyor. Uzmanlar, Tahran'ın bu adımının diğer Basra Körfezi ülkelerini rahatsız edeceğini ve Suudi Arabistan ile İran arasında yeni bir gerilim dalgası yaratabileceğini düşünüyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan'ın, boğazın güvenliğine yönelik endişeleri artabilir.
İran, daha önce de Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleriyle gündeme gelmişti. 2019'da İngiltere'ye ait bir tankere el koyması bölgede tansiyonu yükseltmişti. Şimdiki adımla daha çok diplomatik bir manevra yapan Tahran, Rusya ve Çin'i yanına çekerek yaptırım baskısını hafifletmeyi hedefliyor. Ancak bu politikanın sürdürülebilirliği, uluslararası toplumun vereceği tepkilere bağlı. OECD ülkeleri, boğazdaki ayrımcı uygulamaları uluslararası deniz hukukuna aykırı bularak yaptırım sinyali verdi.
Değerlendirme: Hürmüz Boğazı'nda Rusya ve Çin'e ayrıcalık tanınması, İran'ın ABD karşısında alternatif ortaklar arayışının bir sonucu. Ancak bu adım, boğazın tarafsız bir geçiş koridoru olma özelliğini zedeleme riski taşıyor. Kısa vadede, İran için ekonomik ve siyasi kazançlar sağlasa da, uzun vadede bölgedeki kırılgan dengeleri bozabilecek bir hamle olarak görülüyor. Özellikle enerji tedarik zincirindeki belirsizlikler, küresel petrol fiyatlarını ve ticaret akışını etkileyebilir. Tüm tarafların uluslararası hukuka saygı duyması, istikrarın korunması açısından kritik öneme sahip.