İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu'na ilişkin çarpıcı bir iddiayı gündeme taşıdı. Gazete, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) saldırıyı önceden haber aldığını ancak bu bilgiyi İsrail'e iletmediğini öne sürdü. İddia, saldırının ardından İsrail içinde aylardır süren ihmal-zafiyet tartışmalarına yeni bir boyut ekledi. Konuyla ilgili resmi soruşturmalar ise kesin bir sonuca ulaşamadan kapatılmıştı.
Haaretz'in iddiası: BAE istihbaratı uyardı mı?
Haaretz'in haberine göre, BAE'li yetkililer saldırıdan kısa süre önce Hamas'ın olağandışı askeri hazırlıklarına dair istihbarat bilgisine ulaştı. Gazete, bu bilginin İsrail makamlarına iletilmediğini, BAE'nin İsrail ile olan hassas ilişkilerini korumak adına sessiz kaldığını ileri sürdü. Haberde, BAE'nin 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde İsrail ile normalleşen ilişkilerine rağmen, böyle bir istihbaratı paylaşmaktan kaçındığı iddia edildi.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve Başbakanlık'tan konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı. BAE Dışişleri Bakanlığı ise iddiaları reddetti. Haaretz, haberini ismini açıklamayan üst düzey İsrailli güvenlik yetkililerine dayandırdı. Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, "Bu bilgi elimize ulaşsaydı, saldırının önlenmesi mümkün olabilirdi" ifadesini kullandı. Ancak bu iddia bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.
Soruşturmalar neden sonuçsuz kaldı?
7 Ekim saldırısının ardından İsrail'de hem askeri hem de sivil denetim mekanizmaları harekete geçti. Devlet Denetleme Kurumu (State Comptroller) ve IDF iç soruşturma birimleri, saldırı öncesi istihbarat akışını ve karar alma süreçlerini inceledi. Ancak soruşturmalar, siyasi baskılar ve güvenlik gerekçeleriyle sınırlı tutuldu. Nihai raporlar kamuoyuyla paylaşılmadı; dosyalar hükümet tarafından kapatıldı.
İsrail basınında yer alan haberlere göre, soruşturmalarda üç ana soru yanıtsız kaldı: Hamas'ın planı istihbarat birimlerince neden öngörülemedi? Mısır ve Katar gibi aktörlerin uyarıları neden dikkate alınmadı? Ve üçüncü ülkelerden gelen olası bilgiler değerlendirildi mi? Haaretz'in iddiası, bu üçüncü soruya işaret ediyor.
İbrahim Anlaşmaları ve bölgesel dengeler
BAE, 2020'de İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile diplomatik ilişki kuran ilk Körfez ülkesi oldu. Anlaşma, bölgesel güvenlik iş birliğini artırmayı hedefliyordu. Ancak 7 Ekim saldırısı, bu iş birliğinin sınırlarını sorgulattı. Eğer Haaretz'in iddiası doğruysa, BAE'nin İsrail'e karşı istihbarat paylaşımında isteksiz davrandığı veya bilgiyi kendi çıkarları için sakladığı anlamına gelir. Bu durum, normalleşme sürecinin güvenilirliğine gölge düşürür.
Öte yandan, Mısır'ın da saldırı öncesinde İsrail'i uyardığı ancak uyarıların hafife alındığı yönünde iddialar bulunuyor. Mısır istihbaratı, Hamas'ın büyük çaplı bir operasyon hazırlığı içinde olduğunu birkaç kez İsrail'e bildirmişti. İsrail tarafı bu uyarıları "rutin" olarak değerlendirdi. Haaretz'in BAE iddiası, bu zincirin bir halkası olarak görülüyor.
Uzmanlar, 7 Ekim saldırısının sadece askeri bir başarısızlık değil, aynı zamanda istihbarat ve diplomasi alanında çok katmanlı bir çöküş olduğunu belirtiyor. İsrail'in bölgedeki müttefikleriyle olan bilgi paylaşımı, güven ve karşılıklı çıkar temeline dayanıyor. BAE'nin böyle bir bilgiyi sakladığı iddiası, İbrahim Anlaşmaları'nın geleceğini de tartışmaya açıyor.
Sonuç olarak, Haaretz'in haberi, 7 Ekim saldırısının perde arkasına dair yeni bir tartışma başlattı. Resmi makamların sessizliği ve soruşturmaların kapatılması, iddiaların aydınlatılmasını zorlaştırıyor. Olayın üzerinden aylar geçmesine rağmen, saldırının nasıl gerçekleştiği ve kimlerin ne bildiği hâlâ tam olarak netleşmiş değil. Bu belirsizlik, İsrail'in hem iç hem de dış politikasında güven erozyonunu derinleştiriyor.