Tunceli'de 5 Ocak 2020'den bu yana kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku ile ilgili yürütülen soruşturmada önemli bir gelişme yaşandı. Soruşturma kapsamında 18 şüpheli daha gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında bir emniyet müdürü, bir emniyet amiri, bir başkomiser, bir komiser, bir başpolis, 10 polis memuru ve bilgisayar uzmanlarının bulunduğu bildirildi. Operasyonun, Doku'nun kaybolmasına ilişkin ihmal ve usulsüzlük iddialarını araştıran geniş çaplı soruşturma çerçevesinde gerçekleştirildiği öğrenildi.
Soruşturmanın boyutu genişliyor
Gülistan Doku'nun kaybolmasıyla ilgili daha önce de bazı polis memurları gözaltına alınmış, ancak serbest bırakılmıştı. Ancak bu kez gözaltına alınan isimlerin sayısının fazlalığı ve rütbeli polislerin de bulunması dikkat çekti. Soruşturma dosyasına göre, Doku'nun en son görüldüğü yer Tunceli'nin merkezine bağlı bir mahalle. Genç kızın ailesi, kızlarının kaybolmasından kısa bir süre sonra jandarmaya başvurmuş, ancak olayla ilgili etkili bir arama çalışması yapılmadığını iddia etmişti. Ailenin avukatları, soruşturmanın başından beri ihmal ve örtbas iddialarını gündeme getirmişti.
Gözaltındaki isimler ve iddialar
Gözaltına alınan emniyet müdürü ve ekibinin, Doku'nun kaybolduğu günlerde görev yaptığı ve kamera kayıtlarının silinmesi, telefon sinyallerinin takip edilmemesi gibi ihmallerden sorumlu oldukları öne sürülüyor. Ayrıca bilgisayar uzmanlarının, Doku'nun telefonundan silinen verileri kurtarmak yerine yok edilmesine yardımcı oldukları iddia ediliyor. Gözaltına alınanlar, sağlık kontrolünün ardından Tunceli Adliyesi'ne sevk edildi. Savcılığın, şüpheliler hakkında 'görevi kötüye kullanma', 'resmi belgede sahtecilik' ve 'delil karartma' suçlarından işlem yaptığı belirtildi.
Doku ailesinin tepkisi
Gülistan Doku'nun ailesi, yeni gözaltıları umutla karşıladı. Baba Doku, yaptığı açıklamada, 'Bugüne kadar hiçbir somut adım atılmadı. Bu kez gerçekten soruşturmanın derinleştirilmesini istiyoruz. Kızımızın nerede olduğunu veya ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. Bu gözaltılar, adalete olan inancımızı artırdı.' dedi. Anne Doku ise, 'Kimin ne yaptığı ortaya çıksın. Biz gerçeği öğrenmek istiyoruz. Bu süreçte bize destek olan herkese teşekkür ediyoruz.' ifadelerini kullandı. Aile avukatı ise, gözaltıların ardından yaptığı yazılı açıklamada, 'Dosyanın aydınlatılması için önemli bir adım. Şimdiye kadar gizlenen bilgilerin gün yüzüne çıkacağını düşünüyoruz.' dedi.
Kaybolma süreci ve arama çalışmaları
Gülistan Doku, 5 Ocak 2020 tarihinde ailesiyle telefonda görüştükten sonra kayıplara karıştı. Üniversite öğrencisi olan Doku'nun son olarak bir arkadaşıyla buluşmak için evden ayrıldığı belirtiliyor. Ailesi, aynı gün durumu yetkililere bildirdi. Ancak yapılan aramalarda genç kıza ait herhangi bir ize rastlanmadı. Olayın üzerinden geçen iki yıla rağmen Doku'nun akıbeti hala bilinmiyor. Arama çalışmaları, zaman zaman sivil toplum kuruluşları ve gönüllü ekiplerin katılımıyla sürdürüldü. Ancak herhangi bir sonuç elde edilemedi.
Hukuki süreç ve kamuoyu baskısı
Gülistan Doku davası, Türkiye'de kadın cinayetleri ve şüpheli kaybolma olayları konusunda kamuoyunun dikkatini çeken dosyalardan biri haline geldi. Sosyal medyada geniş yankı uyandıran olay için çok sayıda eylem ve imza kampanyası düzenlendi. İnsan hakları örgütleri, olayın aydınlatılması için çağrıda bulundu. Soruşturmanın bu noktaya gelmesinde, ailenin avukatlarının ısrarlı takibi ve kamuoyu baskısının etkili olduğu değerlendiriliyor. Hukukçular, bu tür davalarda özellikle emniyet mensuplarının gözaltına alınmasının nadir olduğunu, bu durumun dosyanın ciddiyetini gösterdiğini ifade ediyor.
Bağımsız değerlendirme
Gülistan Doku'nun kaybolması, sadece bir ailenin trajedisi değil, aynı zamanda Türkiye'de kayıp vakalarının soruşturulmasında yaşanan sistematik sorunların bir göstergesi. Bu gözaltılar, dosyanın kapatılmadığını ve adalet arayışının devam ettiğini gösteriyor. Ancak asıl mesele, kaybolan bir gencin akıbetinin ne olduğu ve bu tür olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasıdır. Soruşturmanın bağımsız ve şeffaf bir şekilde yürütülmesi, toplumun adalet duygusunu güçlendirecektir.