Gezi Davası kapsamında hüküm giyen Çiğdem Mater ve Mine Özerden, 20 Temmuz Pazartesi günü dört yıldır tutuklu bulundukları Bakırköy Cezaevi'nden İzmir Şakran'a sevk edilmişti. Ancak iki hükümlü, İzmir'de yalnızca beş gün kaldıktan sonra bu kez Silivri Kadın Kapalı Cezaevi'ne nakledildi. Cezaevi değişiklikleri kamuoyunda soru işaretlerine yol açarken, adli süreçlerdeki bu tür ani kararların tutuklular ve aileleri üzerinde yarattığı psikolojik baskı tartışma konusu oldu.
Beş günde iki kez sevk
Mater ve Özerden, 20 Temmuz'da Bakırköy'den İzmir Şakran'a sevk edildiklerinde, bu naklin gerekçesi olarak cezaevi kapasitesi ve güvenlik önlemleri gösterilmişti. Ancak 25 Temmuz itibarıyla alınan yeni bir kararla, iki hükümlü Silivri'ye gönderildi. Bu durum, cezaevi yönetimi ve Adalet Bakanlığı'nın kararlarına yönelik eleştirilere neden oldu. Avukatlar, müvekkillerinin bu kadar kısa sürede iki kez yer değiştirmesinin hem lojistik hem de hukuki açıdan sorgulanması gerektiğini belirtti.
Gezi Davası ve hükümlülerin durumu
Gezi Parkı olaylarının altıncı yılında sonuçlanan davada, Çiğdem Mater ve Mine Özerden'in de aralarında bulunduğu sekiz sanık, çeşitli suçlamalardan mahkum edilmişti. Mater ve Özerden, toplamda 9 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılmış ve tutuklulukları devam etmişti. Daha önce Bakırköy'de kalan hükümlülerin, adli tatil döneminde cezaevleri arasında sık sık nakledilmesi, cezaevi yönetiminin keyfi uygulamaları olarak yorumlanıyor. Bu tür sevk işlemlerinin, hükümlülerin aile ziyareti, avukat görüşmeleri ve psikolojik durumları üzerinde olumsuz etkileri olduğu biliniyor.
Hukuki boyut ve kamuoyu tepkisi
Gezi Davası, Türkiye'de hukuk devleti ilkeleri ve ifade özgürlüğü açısından sembol bir dava olarak değerlendiriliyor. Davanın sanıklarına yönelik cezaevi uygulamaları, insan hakları örgütleri ve uluslararası platformlarda sık sık eleştiriliyor. Mater ve Özerden'in son sevkleri, özellikle sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler tarafından protesto edildi. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuyu Meclis gündemine taşıyarak Adalet Bakanı'ndan yazılı açıklama istedi. Tanrıkulu, "Bu tür keyfi sevkler, mahkumların adil yargılanma hakkına ve insan onuruna aykırıdır" dedi.
Bugüne kadar Gezi hükümlüleri, birçok kez farklı cezaevleri arasında nakledildi. Bu durum, cezaevi idaresinin sistematik bir baskı politikası izlediği yönünde yorumlara neden oluyor. Aileler, yetkililere çağrıda bulunarak, sevk işlemlerinin durdurulmasını ve hükümlülerin ailelerine yakın cezaevlerinde tutulmasını talep ediyor.
Gezi Davası kapsamında başka hükümlüler de bulunuyor. Bunlar arasında Osman Kavala, Can Atalay, Yiğit Aksakoğlu ve Tayfun Kahraman gibi isimler yer alıyor. Kavala'nın dosyası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen infaz edilmediği için uluslararası boyutta tartışılıyor. Gezi hükümlülerinin tamamı, Türkiye'de hukuki süreçlerin bağımsızlığı ve adaletin işleyişine dair soru işaretlerini gündemde tutuyor.
Çiğdem Mater ve Mine Özerden'in Silivri'ye sevki, Gezi Davası'nın ve Türkiye'deki cezaevi uygulamalarının bir kez daha sorgulanmasına yol açtı. Bu tür nakillerin hukuki gerekçelerinin kamuoyuyla paylaşılması, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından önem taşıyor. Adaletin tesisi, yalnızca mahkeme kararlarında değil, cezaevi yönetiminde de insan haklarına saygılı bir tutum sergilenmesini gerektiriyor.