Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, işgalci İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları sırasında yaklaşık 2 bin 500 ila 3 bin kişinin zorla kaybedilmiş olabileceğini bildirdi. Bu rakam, çatışmaların başladığı 7 Ekim 2023'ten bu yana kayıp olarak kaydedilenlerin sayısını içeriyor. Merkez, kayıpların çoğunun kadın ve çocuk olduğunu, ailelerin akıbetleri hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığını belirtiyor. Açıklama, uluslararası toplumun insani krize müdahale çağrılarını yeniden gündeme getirdi.
Kayıpların Boyutu ve Ailelerin Çaresizliği
Merkez tarafından yapılan yazılı açıklamada, İsrail güçlerinin Gazze'nin kuzeyinden güneyine düzenlediği kara ve hava operasyonlarında binlerce kişinin gözaltına alındığı, birçoğunun akıbetinin belirsiz olduğu ifade edildi. Kayıp başvurularının büyük çoğunluğu, Refah ve Han Yunus gibi yoğun saldırıya uğrayan bölgelerden geliyor. Aileler, yakınlarının toplu mezarlarda ya da enkaz altında olabileceğini düşünürken, bazıları İsrail hapishanelerinde tutulduklarını iddia ediyor. Merkez, resmi makamlara iletilen başvuruların hiçbirinden sonuç alınamadığını, kayıpların akıbetine dair şeffaf bir soruşturma yürütülmediğini vurguluyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) gibi kuruluşlar, çatışma bölgelerinde kayıp kişilerin izini sürmek için çaba gösteriyor; ancak güvenlik koşulları ve erişim kısıtlamaları nedeniyle bu çalışmalar yetersiz kalıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze'de toplamda 30 binden fazla kişi öldü veya kayboldu; bu sayıya doğrulanmamış kayıplar dahil değil. Kayıpların çoğunun, saldırı anında evlerinde bulunan siviller olduğuna dikkat çekiliyor.
Filistinli Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Merkezi, 1990'lardan bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında kayıp kişilerin dosyalarını tutuyor. Merkeze göre, 7 Ekim'den önce de İsrail hapishanelerinde kaybedilenler 15 bini aşmıştı. Yeni çatışmayla birlikte kayıpların sayısı dramatik şekilde arttı. Açıklamada, kayıpların "zorla kaybedilme" olarak nitelendirilmesi, Uluslararası İnsancıl Hukuk ihlali anlamına geldiği için özellikle önem taşıyor.
Ailelerin yaşadığı travma, günlük yaşamı felç etmiş durumda. Birçok aile, sevdiklerinin bir gün kapıdan döneceği umudunu taşırken, diğerleri cenazelerini bulmak için enkazları kazıyor. Ancak İsrail'in sık sık tahliye emirleri ve belirli bölgeleri vurması, arama çalışmalarını imkânsız kılıyor. Bir baba, çocuklarının kaybolmasının ardından isimlerini bile anamadığını söylüyor: "Belki yaşıyorlar, belki öldüler, bilmiyorum. Tek istediğim, onların akıbetini öğrenmek."
Uluslararası Tepkiler ve Hukuki Süreç
Kayıpların boyutu, uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, zorla kaybetmelerin savaş suçu teşkil edebileceğini belirterek bağımsız soruşturma talep etti. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, kayıpların aydınlatılması için çağrıda bulundu. Bu bağlamda Uluslararası Adalet Divanı'na (ICJ) yapılan başvurular da gündemde. Güney Afrika'nın İsrail aleyhine açtığı soykırım davasına ek olarak, zorla kaybetme iddiaları da delil olarak sunulabilir.
Bazı kayıpların İsrail tarafından gözaltına alınanlar arasında olduğu düşünülüyor. İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli sayısı 9 bini aşmış durumda. Bu tutukluların çoğu, "çıkarılan gözaltı kararları" ile alıkonuluyor; haklarındaki suçlamalar açıklanmıyor. İsrail makamları, kayıpların sorgulandığını ya da güvenlik güçlerince alıkonulduğunu çoğu zaman kabul etmiyor veya bilgi vermeyi reddediyor. Gazze'deki sağlık sistemi çökmüş halde, hastaneler bile kayıp listeleri oluşturamıyor.
Bu insani kriz, taraflar arasındaki müzakereleri de etkiliyor. Kayıpların durumu, esir alışverişi anlaşmalarında kilit rol oynayabilir. Ancak şu ana kadar İsrail Hamas arasında kalıcı bir ateşkes sağlanamadı. Kayıpların yakınları, dünya liderlerini harekete geçmeye çağırıyor; onlara göre her geçen gün, kayıpların akıbetini öğrenme şansı azalıyor.
Sonuç olarak Gazze'deki acil insani ihtiyaçlar kadar, kayıpların izini sürmek de insani hukukun bir gereği. Uluslararası toplumun, bu kayıpların akıbetini aydınlatmak için bağımsız bir mekanizma kurması şart. Aksi takdirde, kayıpların sayısı bilinmezlik içinde artmaya devam edecek.