Fransa'nın, Libya'nın Türkiye ile 2019 yılında imzaladığı deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasının ardından Doğu Akdeniz'de yeni bir jeopolitik denklem ortaya çıktı. Atina yönetimi, bu adımın bölgesel dengeler üzerindeki etkilerini analiz etmek üzere harekete geçti. Fransız hükümetinin resmi onay sürecini tamamlaması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarına ilişkin pozisyonunu uluslararası alanda güçlendiren bir gelişme olarak yorumlanıyor. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Atina bu gelişmeyi yakından takip ediyor ve stratejik değerlendirmelerini gözden geçiriyor.
Anlaşmanın Hukuki ve Siyasi Boyutu
Türkiye ile Libya arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, her iki ülkenin de onay süreçlerini tamamlamasının ardından 8 Ekim 2020'de yürürlüğe girmişti. Fransa'nın bu anlaşmayı geç de olsa onaylaması, Paris'in Doğu Akdeniz politikasında bir yeniden dengelenmeye işaret ediyor. Uzmanlar, Fransa'nın daha önce Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile savunma anlaşmaları imzalamasına rağmen, Libya ile Türkiye arasındaki mutabakatı tanımasının bölgesel güç dengelerinde önemli bir kayma olduğunu belirtiyor. Bu adım, Fransa'nın Libya'daki istikrar arayışı ve enerji kaynaklarına erişim konusundaki çıkarlarıyla da örtüşüyor.
Atina'nın Stratejik İkilemi
Yunanistan, 2019'daki anlaşmayı başından beri hukuken geçersiz sayıyor ve söz konusu deniz yetki alanlarının kendi kıta sahanlığıyla çakıştığını iddia ediyor. Atina'nın itirazı, anlaşmanın Doğu Akdeniz'deki adaların statüsünü göz ardı ettiği ve uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğu yönünde. Ancak Fransa'nın onayı, Yunanistan'ın bu pozisyonunu zayıflatıyor. Zira Paris, AB içinde Atina'nın en güçlü destekçilerinden biri olarak biliniyordu. Şimdi Yunan diplomasisi, Fransa'nın bu adımını nasıl gerekçelendirdiğini anlamaya çalışıyor ve ikili ilişkilerde bir soğuma yaşanıp yaşanmayacağını değerlendiriyor. Atina'nın ayrıca, anlaşmanın Avrupa Birliği nezdinde tanınmasının önüne geçmek için yeni bir diplomatik girişim başlatabileceği konuşuluyor.
Öte yandan, Fransa'nın onay kararı, Libya'daki siyasi istikrarsızlık ortamında Trablus hükümeti ile ilişkilerini güçlendirme amacı taşıyor. Paris, Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda Türkiye'nin dışlanamayacağı gerçeğini kabul etmiş görünüyor. Bu durum, Yunanistan'ın bölgesel müttefikleri üzerinden yürüttüğü izolasyon politikasının etkisini yitirmeye başladığı şeklinde yorumlanıyor.
Doğu Akdeniz'de Yeni Dönem
Doğu Akdeniz, son yıllarda hidrokarbon kaynaklarının keşfiyle birlikte uluslararası rekabetin merkezine yerleşti. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte 2011'den bu yana kıta sahanlığı alanlarında sondaj faaliyetleri yürütüyor. Libya ile imzalanan anlaşma, Türkiye'nin bölgedeki deniz yetki alanlarını genişleterek sismik araştırma ve sondaj yapmasına olanak tanıyor. Fransa'nın onayı, bu anlaşmanın uluslararası platformlarda daha fazla ülke tarafından tanınmasının önünü açabilir. Yunanistan ise kendi kıta sahanlığını ilan ederek Meis Adası çevresinde araştırma ruhsatları vermişti. Bu karşılıklı adımlar, bölgede tansiyonun zaman zaman yükselmesine neden oluyor.
Fransa'nın bu hamlesi, aynı zamanda Avrupa Birliği'nin Doğu Akdeniz politikasında bir çatlak oluşabileceği sinyalini veriyor. Almanya ve İtalya gibi ülkelerin de benzer bir yaklaşım sergileyip sergilemeyeceği merak konusu. Eğer Fransa'nın ardından diğer AB ülkeleri de anlaşmayı tanırsa, Yunanistan'ın bölgesel izolasyonu daha da derinleşebilir. Bu da Atina'yı, Türkiye ile diyalog kapılarını yeniden aralamaya itebilir. Uzmanlar, Doğu Akdeniz'de kalıcı bir çözüm için kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırması konusunda kapsamlı müzakerelerin şart olduğunu vurguluyor.
Sonuç olarak, Fransa'nın Libya-Türkiye deniz anlaşmasını onaylaması, Doğu Akdeniz'deki güç dengesini Türkiye lehine değiştiren bir adım olarak kayda geçti. Atina'nın bu yeni duruma nasıl uyum sağlayacağı, önümüzdeki günlerde yapacağı açıklamalar ve diplomatik temaslarla netlik kazanacak. Bölgesel istikrar açısından ise tarafların provokasyondan kaçınarak uluslararası hukuk çerçevesinde diyalog zeminini güçlendirmesi kritik önem taşıyor.