İsrail'de yaşayan Filistinli vatandaşlar arasında yapılan son bir kamuoyu araştırması, Filistin Yönetimi'ne duyulan güvenin İsrail hükümetine kıyasla daha yüksek olduğunu gösterdi. Ankete katılanların önemli bir kısmı, "Keşke bizi Filistinliler yönetseydi" ifadesini kullanarak, mevcut İsrail yönetiminden duydukları memnuniyetsizliği dile getirdi. Araştırma, İsrail'in 1948 sınırları içinde yaşayan Filistinli azınlığın siyasi tercihlerini ve aidiyet duygularını ortaya koyması açısından dikkat çekici.
Araştırmanın detayları ve katılımcı profili
Hayfa Üniversitesi'ne bağlı bir araştırma merkezi tarafından yürütülen anket, İsrail vatandaşı olan Filistinliler arasında 1.200 kişiyle yüz yüze görüşülerek gerçekleştirildi. Katılımcıların yüzde 68'i, Filistin Yönetimi'nin kendilerini daha iyi temsil edeceğine inandıklarını belirtti. Yalnızca yüzde 15'i İsrail hükümetinin Filistinli vatandaşların çıkarlarını koruduğunu ifade etti. Geri kalan yüzde 17 ise her iki yönetime de güvenmediğini söyledi. Araştırmacılar, bu sonuçların son on yılda istikrarlı bir şekilde arttığını vurguladı. Özellikle 18-35 yaş arası genç Filistinliler arasında Filistin Yönetimi'ne sempati oranı yüzde 75'e kadar çıkıyor. Bu durum, genç neslin İsrail siyasetine entegrasyon konusunda daha karamsar olduğunu gösteriyor.
Filistin Yönetimi'ne artan güvenin nedenleri
Uzmanlara göre bu eğilimin arkasında birkaç temel faktör var. İlk olarak, İsrail'de son yıllarda kabul edilen "Vatandaşlık Yasası" ve benzeri düzenlemeler, Filistinli vatandaşların kendilerini ikinci sınıf hissetmelerine yol açtı. Ayrıca, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetlerinin artması, Filistinli toplumunda İsrail'in kalıcı bir barış istemediği algısını güçlendirdi. Öte yandan, Filistin Yönetimi'nin son dönemde uluslararası alanda kazandığı diplomatik başarılar, özellikle Birleşmiş Milletler'deki oy kullanma hakkı ve bazı ülkelerin Filistin'i tanıması, Filistinli vatandaşlar arasında umut kaynağı oldu. Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas'ın açıklamaları her ne kadar eleştirilse de, sembolik olarak Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını savunması geniş yankı buluyor.
Buna karşın, İsrail yönetimi, Filistinli vatandaşlara yönelik ayrımcı politikalar uygulamakla eleştiriliyor. Örneğin, eğitim bütçesi, altyapı hizmetleri ve istihdam olanakları açısından ciddi farklılıklar olduğu biliniyor. Araştırmaya katılan bir öğretmen, "Vergilerimizi ödüyoruz ama bize geri dönüşü yok. Keşke bizi Filistinliler yönetseydi, en azından kim olduğumuzu bilirlerdi" dedi.
Siyasi yansımalar ve gelecek perspektifi
Bu anket sonuçları, İsrail'deki sol partiler ve Arap kökenli siyasi oluşumlar için yeni bir tartışma başlattı. Bazı İsrailli milletvekilleri, sonuçların "endişe verici" olduğunu belirterek, Filistinli vatandaşlarla diyalog çağrısı yaptı. Ancak iktidardaki koalisyon ortakları, anketin "yanıltıcı" olduğunu ve Filistin Yönetimi'nin gerçek yüzünü göstermediğini savunuyor. Öte yandan, Filistin Yönetimi yetkilileri, anketi "halkın iradesinin bir yansıması" olarak yorumladı. Filistin Yönetimi Sözcüsü, "Bu sonuçlar, Filistinlilerin her yerde tek bir çatı altında yaşama arzusunu gösteriyor" dedi.
Tarihsel bağlama bakıldığında, İsrail'deki Filistinli azınlık, 1948'den bu yana İsrail vatandaşlığı altında yaşıyor. Nüfusları yaklaşık 1,9 milyon, yani ülke nüfusunun yüzde 21'ini oluşturuyor. Uzun yıllar boyunca İsrail siyasetine entegre olmaya çalışan bu topluluk, özellikle 2000'li yıllardan sonra artan ayrımcılık ve İsrail-Filistin çatışmasının derinleşmesiyle birlikte daha fazla aidiyet arayışına girdi. 2018'de kabul edilen "Ulus Devlet Yasası", Arapçayı resmi dil statüsünden çıkarıp İbraniceyi tek resmi dil yaparak bu kırılmayı derinleştirdi. Bugün gelinen noktada, Filistinli vatandaşların önemli bir kısmı, kendilerini İsrail devletinin bir parçası olarak görmekte zorlanıyor ve Filistin Yönetimi'ni alternatif bir siyasi irade olarak konumlandırıyor.
Sonuç olarak, "Keşke bizi Filistinliler yönetseydi" ifadesi, sadece bir serzeniş değil, aynı zamanda İsrail'in Filistinli vatandaşlarına yönelik politikalarının sorgulanması anlamına geliyor. Bu durum, İsrail'in demokratik yapısı ve eşitlik vaadiyle çelişiyor. Filistin Yönetimi ise bu algıyı siyasi meşruiyetini güçlendirmek için kullanabilir. Ancak unutulmamalı ki, Filistin Yönetimi'nin kendi iç sorunları ve otoriter yapısı, bu güvenin ne kadar sağlıklı olduğu sorusunu da beraberinde getiriyor. İsrail ve Filistin arasındaki bu karmaşık ilişki, bölgesel barışın önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam ediyor.