Batı kültür dünyasının en sevdiği kelimelerden biri uzun zamandır “özgürlük”. Sanatçının özgürlüğü, ifade özgürlüğü, kurumların bağımsızlığı… Bienaller, festivaller, müzeler ve ödül törenleri bu kelimeler etrafında sayısız konuşma yaptı. Fakat son üç yılda özgürlüğün sınırının nerede başladığını daha net gösteren bir sınav yaşanıyor: Filistin'i desteklemek. Gazze'deki savaşın ardından birçok sanatçı, akademisyen ve kültür emekçisi, Filistin yanlısı açıklamaları nedeniyle işlerinden edildi, etkinlikleri iptal edildi veya sansüre uğradı. Bu durum, Batı'nın kendini tanımladığı “ifade özgürlüğü” ilkesiyle çelişiyor.
Sansür ve İptaller: Sanat Dünyasında Baskı
2023 sonbaharından bu yana Almanya'dan Fransa'ya, ABD'den İngiltere'ye kadar birçok ülkede sanat kurumları, Filistin'e destek veren sanatçılara yönelik yaptırımlar uyguladı. Örneğin, Documenta 15'in ardından Almanya, kültür fonlarında “antisemitizm karşıtı” maddeleri sıkılaştırdı; bu da Filistin yanlısı görüşlerin “antisemitizm” etiketiyle bastırılmasına yol açtı. Fransa'da ise bazı belediyeler, Filistin bayrağı taşıyan sanatçıların sergilerini iptal etti. Bu iptaller, “terörizmi destekleme” gerekçesiyle yapıldı. Sanatçılar, bu suçlamaların siyasi birer araç olduğunu savunuyor.
Akademide ve Medyada Baskı
Sadece sanat değil, akademi ve medya da bu baskıdan nasibini aldı. ABD'de birçok üniversitede Filistin yanlısı öğrenci grupları yasaklandı, akademisyenler imza kampanyaları nedeniyle soruşturma geçirdi. İngiltere'de BBC gibi kurumlar, Gazze'deki ölümleri “soykırım” olarak niteleyen yayınları engellemekle suçlandı. Bu durum, “özgür basın” söylemiyle çelişiyor. Özellikle Almanya'da, Filistin kökenli sanatçıların etkinlikleri polis gözetiminde iptal edildi; “nehir kenarında Filistin” gibi barışçıl toplantılar dahi yasaklandı.
Özgürlük Söyleminin İki Yüzü
Batı'nın özgürlük anlatısı, Soğuk Savaş döneminde “demir perde”ye karşı bir propaganda aracıydı. Ancak bugün aynı Batı, Filistin'i destekleyen sesleri susturarak kendi ilkeleriyle çelişiyor. Bu ikiyüzlülük, sadece Filistin meselesiyle sınırlı değil; iklim aktivistleri, azınlık hakları savunucuları da benzer baskılarla karşılaşıyor. Özgürlük, sadece hoşa giden görüşler için mi geçerli? Yoksa rahatsız edici gerçekler için de mi? Bu soru, Batı'nın kültürel hegemonyasını sorgulatıyor.
Sonuç: Özgürlüğün Bedeli mi, Sınırı mı?
Filistin demenin bedeli, işini kaybetmek, itibarını yitirmek veya sansüre uğramak olabiliyor. Bu durum, Batı'nın “özgürlük” kavramını yeniden tanımlaması gerektiğini gösteriyor. Eğer özgürlük sadece belirli görüşlere tanınıyorsa, o zaman gerçek özgürlükten söz edilemez. Sanatçılar, akademisyenler ve gazeteciler, bu baskıya karşı direniyor; ancak mücadele zorlu. Batı, kendi değerleriyle yüzleşmeli: Ya özgürlüğü herkes için savunacak ya da suskun kalarak otoriterleşecek.