Türk basın tarihinin en sivri dilli, en tavizsiz yazarlarından Engin Ardıç, aramızdan ayrılışının üçüncü yılında sevenleri tarafından özlemle anılıyor. 2019 yılında hayatını kaybeden Ardıç, geride bıraktığı yazıları ve duruşuyla hâlâ konuşuluyor. Onun kalemi, sadece bir gazeteci için değil, bir fikir insanı için de örnek teşkil ediyor.
Bir Duruşun Anatomisi
Engin Ardıç, gazetecilik kariyeri boyunca hiçbir zaman popüler olanın peşinden koşmadı. Tam tersine, çoğu zaman rüzgâra karşı yürüdü. Yazılarında kullandığı dil, bazen sert, bazen alaycı, ama her zaman düşündürücüydü. Onu okuyanlar, bir konuda fikir sahibi olmadan önce mutlaka onun yazısını okuma ihtiyacı hissederdi. Bu, Ardıç'ın yarattığı entelektüel bağın en somut göstergesiydi.
Ezber Bozan Fikirler
Engin Ardıç, Türkiye'nin pek çok konuda tabularını yıktı. Din, devlet, toplum, birey... Hemen her konuda ezber bozan yaklaşımlar sergiledi. Onun fikirleri, bugün hâlâ tartışılan pek çok konuya ışık tutuyor. Özellikle laiklik, demokrasi ve ifade özgürlüğü üzerine yazdıkları, yıllar geçmesine rağmen güncelliğini koruyor.
Özgün Üslup
Ardıç'ın üslubu, Türk basınında eşi benzeri olmayan bir tarzdı. Cümleleri kısa, vurucu ve akılda kalıcıydı. Okuyucusuyla kurduğu samimi dil, onu sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda bir dava adamı yapıyordu. Onun yazılarını okuyanlar, kendilerini bir dost meclisinde sohbet ediyor gibi hissederdi. Bu samimiyet, Ardıç'ın en büyük mirasıdır.
Engin Ardıç'ın vefatının üzerinden üç yıl geçti, ama onun fikirleri ve duruşu hâlâ tazeliğini koruyor. Türk basını, onun gibi bir kalemi bir daha göremeyecek olmanın hüznünü yaşarken, yeni nesillerin onun yazılarını keşfetmesiyle bu mirasın yaşayacağına inanıyoruz. Kalemi sustu, ama bıraktığı iz sonsuza dek sürecek.