Türkiye'de enflasyon ve hayat pahalılığı, 2025 yılının 'Aile Yılı' ilan edilmesine rağmen aileleri dağıtmaya devam ediyor. Şiddetli geçimsizlik, ekonomik baskılar ve artan yaşam maliyetleri, boşanma davalarında gözle görülür bir artışa neden oluyor. Uzmanlar, ekonomik istikrarsızlığın aile içi huzuru doğrudan etkilediğini ve bu durumun toplumsal bir krize dönüşme riski taşıdığını vurguluyor.
Boşanma Davalarında Rekor Artış
Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2024 yılında boşanma davaları bir önceki yıla göre yüzde 20 oranında arttı. 2025 yılının ilk aylarında da bu artış eğilimi sürüyor. Aile mahkemelerinde görülen davaların büyük bir kısmının temelinde ekonomik sorunların yattığı ifade ediliyor. Kira artışları, gıda fiyatlarındaki yükseliş ve işsizlik, çiftlerin birbirine karşı tahammülünü azaltıyor.
Geçimsizlik ve Psikolojik Yük
Sosyologlar, ekonomik zorlukların bireylerde yarattığı kaygı ve stresin, iletişim kazalarına ve anlaşmazlıklara zemin hazırladığını belirtiyor. Aile içi şiddet vakalarında da artış görülürken, çiftlerin sorunları çözmek yerine boşanmayı tercih ettiği gözleniyor. Uzmanlar, "Geçim sıkıntısı, insanların en temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, öfkeyi ve çaresizliği artırıyor" şeklinde değerlendiriyor.
Hükümetin Aile Yılı Politikaları Yetersiz mi?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan ederek aile yapısını güçlendirmek için kapsamlı bir eylem planı başlatmıştı. Ancak ekonomik istikrarın sağlanamaması, bu planın etkisini zayıflatıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın uygulamaya koyduğu sosyal destek programları yetersiz kalırken, sivil toplum kuruluşları da hükümeti somut adımlar atmaya çağırıyor. Uzmanlar, enflasyonla mücadele edilmeden aile yapısının korunmasının mümkün olmadığını savunuyor.
Ekonomik Krizin Sosyal Dokuda Yarattığı Hasar
Uzmanlar, ekonomik krizlerin sadece bireyleri değil, toplumun genel yapısını da etkilediğini belirtiyor. Boşanmaların artması, çocukların psikolojisini olumsuz etkilerken, sosyal güvenlik sistemine de ek yük getiriyor. Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en yüksek boşanma oranlarına sahip ülkelerden biri haline geldi. Bu durum, hem ailelerin hem de devletin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Toplumsal huzurun sağlanması için öncelikle ekonomik istikrarın sağlanması gerektiğini dile getiren uzmanlar, "Aile Yılı" politikalarının da bu çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ailelerin maddi ve manevi desteklenmesi, boşanmaların önlenmesinde kritik bir rol oynayacaktır. Ancak bu konuda kararlı bir siyasi irade ve etkili politikalar olmadan, “Aile Yılı” sadece bir slogandan ibaret kalacaktır.