Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar'ın, 2024 YKS yerleştirme sonuçlarının ardından yaptığı “devlet üniversitelerinde doluluk oranının tarihi bir seviyede gerçekleştiği” açıklaması, eğitim camiasında tartışma yarattı. Eğitim Sen Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, “Kontenjanları daraltıp kalan kontenjanların dolmasını sağlamak, yükseköğretim açısından başarı değildir. Asıl sorulması gereken, gençlerin ne kadarının yükseköğretime gerçekten erişebildiğidir” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.
YÖK Başkanı'nın Açıklaması ve Rakamlar
YÖK Başkanı Özvar, YKS sonuçlarını değerlendirdiği basın toplantısında, devlet üniversitelerindeki doluluk oranının yüzde 98'lere ulaştığını belirterek, bunun “tarihi bir seviye” olduğunu vurgulamıştı. Özvar, ayrıca toplam kontenjanların geçen yıla göre arttığını, ancak doluluk oranlarındaki bu yükselişin sistemin verimliliğini gösterdiğini savunmuştu. Yetkililer, özellikle mühendislik ve tıp fakültelerinde kontenjanların tamamen dolduğunu, bazı bölümlerde ise geçen yıla oranla ciddi artışlar yaşandığını aktardı.
Ancak eğitim sendikaları ve uzmanlar, bu verilerin yanıltıcı olduğunu savunuyor. Özellikle son yıllarda üniversite kontenjanlarının azaltılması ve bazı bölümlerin tamamen kapatılması, doluluk oranlarını yükselten yapay bir etki yaratıyor. Eğitim Sen Sekreteri Gülez, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “YÖK'ün daralttığı kontenjanlar nedeniyle öğrencilerin tercih şansı azalıyor. Bu durum, yükseköğretimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor” dedi.
Eğitimcilerin Tepkisi: Erişimdeki Adaletsizlik
Evrim Gülez, açıklamasının devamında, “Asıl sorulması gereken, gençlerin ne kadarının yükseköğretime gerçekten erişebildiğidir. Kontenjanların azaltılması, sınava giren öğrenci sayısındaki artışla birlikte değerlendirildiğinde, her yıl daha fazla öğrencinin yükseköğretim dışında kaldığını görüyoruz” ifadelerini kullandı. Eğitim Sen, kontenjan politikalarının yeniden gözden geçirilmesini, her öğrencinin yeteneği ve ilgisi doğrultusunda yerleşebileceği bir sistem kurulmasını talep ediyor.
Eğitim Uzmanı Prof. Dr. Metin Işık ise, “Doluluk oranları tek başına bir başarı göstergesi değildir. Kaliteli bir yükseköğretim sistemi, öğrencilerin yeteneklerine uygun bölümlerde eğitim almasını gerektirir. Kontenjan kısıtlamaları, öğrencileri istemedikleri bölümlere ya da açıkta kalmaya zorlamaktadır” şeklinde konuştu.
YKS sonuçlarına göre, bu yıl 3 milyon 500 bin aday sınava girerken, yaklaşık 800 bin öğrenci herhangi bir lisans programına yerleşemedi. Özellikle ön lisans programlarındaki doluluk oranlarının düşük olması, eğitimcilerin eleştirilerini artırıyor. Sendikalar, devletin vakıf üniversitelerine aktardığı kaynakları artırmak yerine, kamusal yükseköğretimi güçlendirmesi gerektiğini belirtiyor.
Geçmişte de Gündeme Gelen Kontenjan Tartışmaları
Kontenjan azaltılması uygulaması, 2021 yılından bu yana YÖK'ün izlediği temel politikalardan biri. YÖK, “nitelikli eğitim” gerekçesiyle özellikle eğitim fakülteleri ve bazı sosyal bilimler programlarının kontenjanlarını önemli ölçüde düşürdü. Bu durum, öğretmen atamalarındaki istihdam sorunu ve mezun sayısının azaltılması hedefiyle ilişkilendiriliyor. Ancak eğitim bilimciler, bu yaklaşımın toplumsal ihtiyaçları göz ardı ettiği ve gençleri alternatif eğitim yollarına ittiğini savunuyor.
YÖK'ün açıkladığı verilere göre, 2024-YKS'de ön lisans ve lisans toplam kontenjanı 1 milyon 190 bin civarında gerçekleşti. Bu sayı, geçen yıla göre yaklaşık 20 bin artışa işaret ediyor. Ancak sınava giren aday sayısındaki artış dikkate alındığında, yerleşemeyen öğrenci sayısında ciddi bir değişim olmadığı görülüyor. Eğitimciler, bu durumun “doluluk oranı” üzerinden okunmasının yanlış olduğunu, asıl dikkat edilmesi gerekenin öğrenci başına düşen eğitim kaynakları ve akademik kadro olduğunu ifade ediyor.
Sonuç olarak, YÖK'ün “tarihi doluluk” vurgusu, eğitim camiasında geniş yankı bulurken, uzmanlar bu tür istatistiksel verilerin gençlerin geleceği hakkında karar verirken tek başına kullanılmasının tehlikeli olduğunun altını çiziyor. Gençlerin eğitim hakkını korumak ve yükseköğretimi herkes için erişilebilir kılmak, sürdürülebilir bir gelecek için kritik önem taşıyor.