Bir internet alışverişi sırasında telefon satışı yoluyla dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla yargılanan sanık hakkında verilen 3 yıl 4 ay hapis cezası, yapılan itiraz sonucu bozuldu. İlk derece mahkemesinin kararını inceleyen üst mahkeme, mağdurun gönderdiği paranın sanığın hesabına aktarılmadığını tespit ederek, dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığına hükmetti. Karar, emsal niteliği taşıyan hukuki değerlendirmeleriyle dikkat çekiyor.
Olayın Geçmişi ve İlk Yargılama
Olay, 2021 yılında bir e-ticaret platformu üzerinden gerçekleşen telefon satışıyla başladı. Mağdur, ilanını gördüğü cep telefonu için anlaştığı kişiye belirtilen hesaba para gönderdi. Ancak telefon bir türlü kargoya verilmedi. Şikayet üzerine başlatılan soruşturmada, hesabın sahibi olduğu tespit edilen sanık hakkında dolandırıcılık suçlamasıyla dava açıldı.
Yerel mahkeme, mağdurun beyanı, dekontlar ve hesap hareketlerini delil olarak kabul ederek, sanığın “bilişim sistemleri kullanılarak dolandırıcılık” suçunu işlediği gerekçesiyle 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Sanık avukatının itirazı üzerine dosya, istinaf mahkemesine taşındı.
Üst Mahkemenin Gerekçeli Kararı
Bölge Adliye Mahkemesi’ndeki incelemede, dosyadaki banka kayıtları dikkatle yeniden değerlendirildi. Yapılan incelemede, mağdurun gönderdiği tutarın sanığın bildirdiği IBAN numarasına değil, başka bir hesaba aktarıldığı belirlendi. Bu bulgu, sanığın eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturmadığını gösterdi. Mahkeme, “Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için failin haksız menfaat temin etmesi gerekir. Bu olayda paranın sanığa ulaşmadığı sabittir.” ifadelerine yer verdi.
Kararda ayrıca, sanığın satış ilanını veren kişi olduğuna dair kesin delil bulunmadığına, hesap bilgilerinin başka biri tarafından kullanılmış olabileceğine de dikkat çekildi. Bu nedenle yerel mahkemenin kararı bozuldu ve sanığın beraatine karar verildi. Karar oybirliğiyle alınırken, mağdurun gerçek suçluların bulunması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunabileceği belirtildi.
Yasal Çerçeve ve Benzer Davalar
Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesi, “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olacak şekilde kendisine veya başkasına yarar sağlamak” suçunu düzenler. Bu suçun oluşabilmesi için failin aldatarak menfaat temin etmesi şarttır. Sanığın menfaati elde edememesi halinde suçun maddi unsuru oluşmayabilir, ancak teşebbüs aşamasında kalabilir. Uygulamada, paranın üçüncü bir kişiye gitmesi durumunda, bu kişilerin de soruşturmaya dahil edilmesi gerektiği sıklıkla vurgulanır.
Bu karar, özellikle internet dolandırıcılığı davalarında hesap sahibinin kusurunun tam olarak belirlenmesi gerektiğini ortaya koyması açısından önem taşıyor. Uzmanlar, benzer olaylarda mağdurların para gönderdikleri hesabın gerçekte dolandırıcıya ait olup olmadığının titizlikle araştırılması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, bankaların hesap açılışlarında kimlik doğrulamasının yeterli olmadığı, farklı kişilerin adına açılan hesapların dolandırıcılıkta araç olarak kullanılabileceği de bu kararla bir kez daha gündeme geldi.
Yargıtay’ın daha önceki kararlarında da, “sanığın haberi olmadan hesabının kullanılması” durumunda kastın bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararları verildiği görülüyor. Bu içtihatlar, elektronik ortamda işlenen suçlarda delillerin teknik olarak incelenmesinin ve IP adresi, cihaz bilgileri gibi verilerin tespitinin ne derece önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.