Ankara'da bir çift arasında yaşanan boşanma davası, Yargıtay'ın verdiği kararla son noktaya ulaştı. Davacı koca, eşinin evlenmeden önce çocuk sahibi olmak istemediğini kendisine söylemediğini ve bilgisi dışında doğum kontrol hapı kullandığını ileri sürerek boşanma talebinde bulundu. Ancak yerel mahkeme, istinaf ve Yargıtay, kocanın iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davayı reddetti.
Davanın geçmişi ve iddialar
Davacı erkek, eşiyle 2015 yılında evlendiklerini, ancak eşinin evlilik öncesinde kendisine çocuk istemediğini söylemediğini, evlilik süresince de gizlice doğum kontrol hapı kullandığını iddia etti. Koca, bu durumun güvenini sarstığını ve evliliğin temelinden sarsıldığını belirterek boşanma davası açtı. Kadın ise iddiaları reddederek, eşinin bu konuda kendisiyle hiç konuşmadığını, hap kullanımının ise tıbbi bir gereklilik olduğunu savundu.
Yerel mahkeme ve istinaf kararı
Ankara Aile Mahkemesi, davacı kocanın iddialarını kanıtlayamadığına hükmetti. Mahkeme, kadının ifadelerini daha inandırıcı buldu ve davanın reddine karar verdi. Kararın ardından davacı koca, istinaf yoluna başvurdu. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi de dosyayı inceleyerek yerel mahkemenin kararını usul ve esas yönünden hukuka uygun buldu ve istinaf başvurusunu reddetti.
Yargıtay’dan son söz
Davacının temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, kararı yerinde bularak onadı. Yargıtay, kadının doğum kontrol hapı kullanmasının tek başına boşanma sebebi sayılamayacağını, ayrıca kocanın bu durumu evlilik öncesinde bilmediğine dair somut delil sunamadığını belirtti. Daire, evlilik birliğinin devamı için tarafların sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğine vurgu yaptı. Karar oybirliğiyle alındı.
Hukuki boyut ve emsal niteliği
Uzmanlara göre bu karar, eşlerin üreme sağlığı konusundaki özerkliğini ve tıbbi müdahale hakkını ön plana çıkarıyor. Türk Medeni Kanunu'na göre, eşlerden birinin çocuk sahibi olmama kararı, diğer eşe açıklanmadığı sürece boşanma için doğrudan gerekçe oluşturmuyor. Mahkeme, kadının kendi vücudu üzerindeki tasarruf hakkını ve sağlık bilgilerinin gizliliğini göz önünde bulundurdu. Ayrıca, davacının iddiasını ispat yükünü yerine getiremediği için davanın reddedildiği ifade ediliyor.
Bu tür davalar, evlilikte güven ve samimiyetin önemini bir kez daha gündeme getiriyor. Ancak mahkemeler, soyut iddialardan ziyade somut delilleri esas alıyor. Yargıtay’ın bu kararı, benzer uyuşmazlıklarda emsal teşkil edebilir.