Mehmetalan Köyü'nde yaşayan Tahtacı Türkmenlerin kültürel belleği yalnızca sözlü anlatılarla sınırlı değil; bu bellek, doğayla iç içe geçmiş bir yaşam pratiği olarak ağaçlarda, taşlarda, ritüellerde ve gündelik hayatın her anında kendini gösteriyor. Sanatçı, akademisyen ve arşivci Murat Germen ile yaptığımız söyleşide, bu yaşayan arşivin izlerini, doğanın inanç ve kültürün taşıyıcısına dönüşme sürecini ve Kaz Dağları'nın eteklerindeki bu köyün hafızasını konuştuk.
Doğa ve Kültürün İçiçeliği
Tahtacı Türkmenleri, Anadolu'nun kadim Alevi-Bektaşi topluluklarından biridir. Asırlardır ormanlık alanlarda yaşayan bu topluluk için ağaç, sadece bir geçim kaynağı değil; aynı zamanda kutsal bir varlıktır. Mehmetalan Köyü'nde her ağacın bir hikayesi var. Yaşlı çınarlar, köyün kuruluşundan bu yana tanıklık ettikleri olayları sessizce anlatıyor. Murat Germen, bu ağaçların aslında birer arşiv belgesi olduğunu söylüyor: "Tahtacı kültüründe ağaç, doğumdan ölüme kadar hayatın her evresinde yer alır. Bir bebek doğduğunda ona atfedilen bir fidan dikilir; bu fidan büyüdükçe çocuğun karakteriyle özdeşleşir. Ağaçlar, nesiller arasında köprü kurar."
Köydeki taşlar da benzer bir işlev görüyor. Mezar taşları, eski yerleşim izleri, hatta kayalara kazınmış semboller... Bunların hepsi, topluluğun geçmişine dair ipuçları taşıyor. Germen, özellikle mezar taşlarındaki motiflerin Tahtacıların inanç dünyasını yansıttığını belirtiyor: "Bu taşlardaki semboller, Alevi-Bektaşi inancının doğa sevgisiyle ne kadar içli dışlı olduğunu gösteriyor. Her bir sembol, bir dua gibi kabul edilmiş."
Ritüeller ve Gündelik Yaşam
Tahtacı Türkmenlerinin ritüelleri, doğanın döngüsüne sıkı sıkıya bağlıdır. Nevruz, Hıdırellez gibi bayramlar, ağaçların yeşermesiyle kutlanır. Bu ritüeller sırasında köydeki gençler, belirli ağaçların etrafında toplanır, dualar eder ve adaklar adar. Germen, bu törenlerin aslında kültürel belleğin kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli bir rol oynadığını ifade ediyor: "Ritüeller, hatırlamanın kolektif bir biçimidir. İnsanlar bir araya geldiğinde, anlatılan hikayeler ve yapılan ritüellerle geçmiş bugüne taşınır."
Gündelik yaşamın detaylarında da bu bellek izleri görülür. Evlerin mimarisi, kullanılan eşyalar, hatta yemek tarifleri bile Tahtacı kültürünün doğayla kurduğu ilişkiyi yansıtır. Örneğin, ahşap oymacılığında kullanılan motifler, doğadan esinlenmiştir. Kadınların dokuduğu kilimlerdeki desenler, yaşadıkları coğrafyanın bitki örtüsünü ve hayvanlarını betimler. Germen, buradan yola çıkarak şunları söylüyor: "Bir kültürün nasıl hatırladığını görmek istiyorsanız, onun doğayla kurduğu ilişkiye bakmanız yeterli. Tahtacılar için doğa, sadece bir arka plan değil; hafızanın ta kendisi."
Arşivcinin Gözünden Yaşayan Tarih
Bir arşivci olarak Murat Germen, geleneksel arşiv anlayışının ötesine geçerek, doğadaki izleri de arşiv malzemesi olarak değerlendiriyor. Ona göre, bir ağacın büyüme halkaları, geçmişin iklim koşulları hakkında bilgi verebilir; bir kayanın üzerindeki yosunlar, bölgenin nem oranını ele verir. Germen, bu yaklaşımı şöyle açıklıyor: "Arşivcilik sadece kağıtları korumak değildir. Doğanın kendisi de devasa bir arşivdir. Tahtacı köylerinde bu arşiv, insanlarla iç içe yaşıyor. Bizim işimiz, bu arşivi okumak ve gelecek nesillere aktarmak."
Kaz Dağları'nın eteklerinde yer alan Mehmetalan Köyü, doğal güzellikleri kadar kültürel zenginliğiyle de dikkat çekiyor. Ancak son yıllarda bölgedeki madencilik faaliyetleri ve göçler, bu kültürel belleğin geleceğini tehdit ediyor. Germen, bu konuda endişeli: "Doğa yok edilirse, bu kültür de yok olur. Çünkü Tahtacıların belleği doğayla iç içe. Ağaçlar kesildiğinde, sadece bir orman yok olmuyor; aynı zamanda bir hafıza da siliniyor."
Sonuç olarak, Tahtacı Türkmen örneği, kültürel belleğin yalnızca insan yapımı eserlerde değil, doğal dünyada da saklı olduğunu gösteriyor. Doğayla kurulan derin bağ, bu toplulukların geçmişlerini canlı tutmalarını sağlıyor. Bu nedenle, doğayı korumak, aynı zamanda kültürel çeşitliliği korumak anlamına geliyor. Unutulmamalıdır ki, her ağaç bir anı, her taş bir tanıktır.