Dışişleri Bakanlığı, Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada’nın öncülüğünde toplam on iki ülkenin Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerle ticari ve iş ilişkilerini yasaklamaya yönelik attığı adımları resmi bir açıklamayla değerlendirdi. Bakanlık, söz konusu girişimi "memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz" ifadeleriyle duyurdu. Karar, uluslararası hukuka aykırı yerleşim faaliyetlerine karşı ekonomik baskı araçlarının devreye alınması açısından dikkat çeken bir eşik olarak yorumlanıyor.
On iki ülkeden ortak irade: Yerleşimlerle ticaret yasaklanıyor
Edinilen bilgilere göre, Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada’nın koordinasyonunda hareket eden on iki ülke, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşim birimleriyle doğrudan veya dolaylı ticari ilişki kurulmasını engelleyecek düzenlemeleri hayata geçirme kararı aldı. Bu kapsamda, söz konusu yerleşimlerde üretilen malların ithalatının yasaklanması, yerleşimci işletmelere finansal hizmet sunulmaması ve kamu ihalelerinden dışlanması gibi somut adımlar öngörülüyor. Kararın, İsrail’in yerleşim politikalarına karşı bugüne kadar uygulanan en kapsamlı çok taraflı ekonomik tedbirlerden biri olduğu belirtiliyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yazılı açıklamasında, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler kararlarının açıkça yasa dışı ilan ettiği yerleşim faaliyetlerine karşı atılan bu adımın önemine vurgu yaptı. Bakanlık, "Söz konusu girişimi memnuniyetle karşılıyor ve destekliyoruz" ifadelerini kullanarak, Filistin davasının haklı olduğunu ve iki devletli çözümün tek geçerli yol olduğunu yineledi. Açıklamada ayrıca, benzer adımların diğer ülkeler tarafından da atılması gerektiği mesajı verildi.
Yerleşimlerin hukuki statüsü ve uluslararası hukuk
İsrail’in 1967’de işgal ettiği Batı Şeria’da inşa ettiği yerleşimler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2334 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok uluslararası belgeye göre uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre işgalci gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara nakletmesi yasaklanmış durumda. Buna karşın İsrail, yerleşimleri "tarihi ve dini bağlar" gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalışıyor ve bugüne kadar 700 binden fazla yerleşimciyi bölgeye yerleştirdi.
Uluslararası toplumun bir bölümü, yıllardır süren kınama açıklamalarının sahadaki gerçekliği değiştirmediğini, bu nedenle ekonomik ve ticari yaptırımların devreye alınması gerektiğini savunuyordu. On iki ülkenin ortak kararı, bu yöndeki çağrıların somut bir eyleme dönüşmesi bakımından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Kararın, Avrupa Birliği’nin bazı üyeleri ve diğer bölge ülkeleri nezdinde de benzer düzenlemelerin önünü açabileceği belirtiliyor.
Türkiye’nin pozisyonu ve bölgesel yansımalar
Türkiye, uzun süredir Filistin meselesinde aktif bir diplomasi yürütüyor. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması, Ankara’nın hem ikili hem de çok taraflı platformlarda yerleşim karşıtı tutumunu sürdürdüğünü gösteriyor. Bakanlık, uluslararası hukukun üstünlüğüne dayalı bir çözüm için tüm ülkeleri sorumluluk almaya davet etti. Açıklamada, "Yasa dışı yerleşimlerle her türlü ticari ve ekonomik ilişkinin sonlandırılması, barış için gerekli bir adımdır" denildi.
Uzmanlar, bu tür yaptırımların kısa vadede yerleşim faaliyetlerini tamamen durdurmasa da İsrail’i diplomatik ve ekonomik olarak yalnızlaştırabileceğini ifade ediyor. Özellikle Avrupa ülkelerinin yerleşim ürünlerine yönelik etiketleme ve ithalat yasakları, yerleşimci ekonomisini doğrudan hedef alıyor. Filistin yönetimi ise kararı "cesaret verici bir gelişme" olarak nitelendirerek, diğer ülkelere de aynı yolu izleme çağrısı yaptı.
Diplomatik dengeler ve sonraki adımlar
Kararın açıklanmasının ardından İsrail yönetiminden henüz resmi bir yanıt gelmedi. Ancak İsrail’in, söz konusu ülkelere yönelik misilleme niteliğinde diplomatik ve ekonomik adımlar atabileceği konuşuluyor. Öte yandan, on iki ülkenin bu hamlesi, Batı’nın İsrail politikalarına yönelik tutumunda bir kırılma yaşandığı yorumlarına yol açtı. Özellikle Birleşik Krallık ve Fransa’nın öncülüğü, Avrupa’nın Orta Doğu politikasında daha bağımsız bir çizgi izleyebileceği sinyali olarak okunuyor.
Türkiye’nin açıklaması, aynı zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı ve diğer bölgesel aktörlerle koordinasyonun sürebileceğine işaret ediyor. Dışişleri Bakanlığı’nın mesajı, Filistin meselesinde uluslararası hukuk zemininde ortak hareket etme çağrısını yineliyor.
Orta Doğu’da kalıcı barış için iki devletli çözümün hayata geçirilmesi, yerleşim faaliyetlerinin durdurulması ve Filistin halkının egemenlik haklarının tanınmasından geçiyor. On iki ülkenin ticaret yasağı kararı, bu hedefe yönelik ekonomik araçların devreye sokulması bakımından sembolik değil, pratik bir adım olarak öne çıkıyor. Uluslararası toplumun geri kalanının bu iradeye ne ölçüde katılacağı ise önümüzdeki dönemde belirleyici olacak.