İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan davanın Silivri’deki duruşmasında, eşi Dilek Kaya İmamoğlu önemli açıklamalarda bulundu. 40 günlük aranın ardından yeni duruşma salonunda yapılan oturumda, Dilek İmamoğlu, ailelerin yakınlarını görebilmek için dürbün kullanmak zorunda kaldığını, avukatların ise müvekkilleriyle iletişim kurmakta güçlük çektiğini belirterek "Adil yargılanma hakkı konusundaki kaygılarımız daha da arttı" dedi. İmamoğlu’nun bu sözleri, duruşma salonundaki gerginliği bir kez daha gündeme taşıdı.
Duruşma salonunda yaşanan zorluklar
Silivri’deki yeni duruşma salonunun fiziki koşulları, katılımcıların adil yargılanma sürecine erişimini olumsuz etkiliyor. Dilek İmamoğlu, ailelerin sanıkları görebilmek için dürbün kullanmak zorunda kaldığını ifade ederken, avukatların da müvekilleriyle yeterli iletişim kuramadığını dile getirdi. Bu durumun, mahkeme salonunun teknik altyapısından kaynaklandığını belirten İmamoğlu, "Burası bir adliye değil, adeta bir seyir alanı. Yakınlarımızı görmek için bile bu kadar zorlanıyorsak, adil yargılanma hakkından nasıl söz edebiliriz?" şeklinde konuştu. Avukatların, müvekkilleriyle görüşme yapabilecekleri özel alanların olmaması, savunma hakkının kısıtlanması olarak yorumlandı.
Davanın arka planı
İBB ile ilgili açılan dava, 2022 yılında başlatılan soruşturma kapsamında gündeme gelmişti. İddianameye göre, İBB’nin bazı projelerinde usulsüzlük yapıldığı öne sürülüyor ve bu kapsamda Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi hakkında dava açıldı. Duruşmalar, uzun süredir Silivri Cezaevi yerleşkesindeki salonda yapılıyor. Duruşmayı takip eden siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum örgütleri, davanın siyasi bir kumpas olduğunu savunuyor. İmamoğlu cephesi ise, hukukun üstünlüğüne ve adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak sürecin şeffaf işlemesini talep ediyor.
Tepkiler ve beklentiler
Dilek İmamoğlu’nun açıklamaları, muhalefet partileri ve insan hakları örgütlerinden de destek gördü. CHP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada, "Silivri’de yaratılan tablo, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmıyor. Sürecin bir an önce adil şekilde tamamlanması için gereken adımlar atılmalıdır" denildi. Öte yandan, iktidar kanadından ise davanın bağımsız yargıda görüldüğü ve hiçbir aksaklık olmadığı savunuluyor. Hukukçular, dürbünle duruşma izlemenin ve avukat-müvekkil görüşmesinin kısıtlanmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesine aykırı olduğunu vurguluyor. Gözler, önümüzdeki duruşmalarda bu sorunların giderilip giderilmeyeceğine çevrildi.
Bu gelişmeler ışığında, Türkiye’de yargı süreçlerine duyulan güvenin yeniden tartışmaya açıldığı görülüyor. Adil yargılanma hakkının sadece teorik bir ilke olmaktan çıkarılıp, uygulamada da güvence altına alınması gerektiği açık. Silivri’deki mahkeme salonunun fiziki koşulları, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki endişeleri artırıyor. Bu durum, kamuoyunun adalete olan inancını zedeleyebilir ve hukuk devleti ilkesinin sınandığı bir süreç olarak tarihe geçebilir.