Dilek Kaya İmamoğlu, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik’in tutuklanmasına sert tepki gösterdi. İmamoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, tutuklama kararının 4 yaşındaki bir çocuğu annesinden kopardığını ve bir ailenin parçalanmasına neden olduğunu belirterek, “Bu zulmü hangi vicdana sığdırıyorsunuz?” ifadelerini kullandı. Çelik’in serbest bırakılması çağrısında bulunan İmamoğlu’nun açıklaması, kısa sürede kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Amine Cansu Çelik’in tutuklanma süreci
Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Amine Cansu Çelik, hakkında yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklama kararına ilişkin resmi makamlardan henüz detaylı bir açıklama yapılmadı. Ancak edinilen bilgilere göre, Çelik’in tutuklanması, İstanbul’daki bazı belediye yöneticilerine yönelik yürütülen soruşturmalar zincirinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Çelik’in avukatları, karara itiraz edeceklerini ve müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunuyor. Tutuklama kararı, özellikle muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları tarafından eleştirilirken, iktidar kanadından henüz bir açıklama gelmedi.
Dilek Kaya İmamoğlu’nun açıklaması, tutuklamanın ailevi boyutuna dikkat çekmesi bakımından öne çıkıyor. İmamoğlu, “Bir anne, 4 yaşındaki çocuğundan koparılıyor. Bu karar, sadece bir kişiyi değil, bir aileyi hedef alıyor. Bu zulmü hangi vicdana sığdırıyorsunuz? Amine Cansu Çelik’in bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyorum” dedi. İmamoğlu’nun bu sözleri, sosyal medyada binlerce kez paylaşıldı ve birçok kullanıcı tarafından desteklendi.
Kamuoyundan ve siyasetten tepkiler
Dilek Kaya İmamoğlu’nun açıklamasının ardından, CHP başta olmak üzere muhalefet partilerinden peş peşe kınamalar geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bir annenin çocuğundan koparılması kabul edilemez. Bu tutuklama, hukukun değil, siyasi iktidarın bir talimatıdır” şeklinde konuştu. İYİ Parti lideri Meral Akşener ise “Adalet duygusu yaralanmıştır. Bu tür uygulamalar, toplumsal barışı zedelemektedir” dedi. HDP Eş Genel Başkanı ise konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Tutuklamaların arkasında siyasi bir irade var” ifadelerini kullandı.
Öte yandan, bazı hukukçular, tutuklama kararının ölçülülük ilkesine aykırı olduğunu savunuyor. İstanbul Barosu’na bağlı bir grup avukat, Çelik’in tutuklanmasının “bir annenin çocuğundan koparılması” anlamına geldiğini belirterek, kararın gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Akademisyenler ise Türkiye’de son yıllarda artan siyasi tutuklamaların, aile bütünlüğünü ve çocuk haklarını ihlal ettiğini vurguluyor.
Kamuoyunda da konu geniş yankı buldu. Sosyal medyada #AmineCansuÇelik ve #AnneÇocukHasreti etiketleriyle yapılan paylaşımlarda, tutuklama kararı protesto edildi. Bazı sivil toplum kuruluşları, Çelik’in serbest bırakılması için imza kampanyası başlattı. Üsküdar’da bir grup kadın, belediye binası önünde basın açıklaması yaparak, “Çocuklar annesiz kalmasın” sloganı attı.
Arka plan: Benzer tutuklamalar ve siyasi iklim
Amine Cansu Çelik’in tutuklanması, aslında Türkiye’nin son yıllarda alışık olduğu bir tabloyu gözler önüne seriyor. Özellikle 2016’dan bu yana, muhalefete mensup belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve bürokratlar hakkında açılan soruşturmalar, tutuklamalarla sonuçlanıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu birçok isim, çeşitli suçlamalarla yargılanıyor. Bu süreçte, tutuklamaların siyasi amaçlı olduğu yönünde eleştiriler sıkça dile getiriliyor.
Dilek Kaya İmamoğlu’nun eşi Ekrem İmamoğlu’nun da benzer şekilde yargılandığı ve siyasi yasak talebiyle karşı karşıya olduğu biliniyor. Bu bağlamda, Dilek İmamoğlu’nun açıklaması, sadece bir belediye başkan yardımcısının tutuklanmasına değil, aynı zamanda genel olarak adalet sistemine yönelik bir eleştiri olarak okunabilir. İmamoğlu’nun “Bu zulmü hangi vicdana sığdırıyorsunuz?” sorusu, hukukun siyasallaşmasına dair bir sorgulama niteliği taşıyor.
Öte yandan, iktidar partisi AKP’den konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak parti sözcüsü, geçmişte yaptığı açıklamalarda, yargının bağımsız olduğunu ve siyasi tutuklamaların söz konusu olmadığını savunmuştu. Bu tür tutuklamaların yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını düşünenler, Çelik’in durumunu da bu çerçevede değerlendiriyor.
Amine Cansu Çelik’in tutuklanması, bir yandan siyasi bir hamle olarak görülürken, diğer yandan bir annenin çocuğundan koparılması gibi insani bir dramı da beraberinde getiriyor. Dilek Kaya İmamoğlu’nun tepkisi, bu dramı görünür kılarak, kamuoyunun dikkatini aile birliği ve çocuk haklarına çekiyor. Tutuklama kararının hukuki gerekçeleri ne olursa olsun, 4 yaşındaki bir çocuğun annesinden ayrı kalması, toplumun vicdanında derin bir yara açmış durumda. Bu olay, Türkiye’de yargı kararlarının bireyler ve aileler üzerindeki etkilerinin yeniden tartışılmasına yol açabilir. Adaletin tecellisi kadar, adaletin uygulanış biçimi de önemlidir; zira bir karar, bir aileyi paramparça ediyorsa, o kararın meşruiyeti sorgulanmalıdır.