Karim Aïnouz'un yönettiği "Gül Budama" (The Movie of the Year), Brezilyalı bir ailenin dağılma sürecini merkezine alıyor. Film, zengin bir ailenin reisi olan babalarının ölümünün ardından bir araya gelen üç kardeşin hikâyesini anlatıyor. Aïnouz, servet, ayrıcalık ve patriyarkanın şekillendirdiği bu zehirli aileyi grotesk mizahın içinden sunuyor. Güçlü oyunculuklar ve görsel dünyasına karşın film, "Yunan Tuhaf Dalgası"nın etkisine fazlasıyla yaslandığı anlarda kendi hicvinin anlamını zayıflatıyor. Yine de yönetmenin keskin gözü, seyirciyi rahatsız edici bir aile portresiyle baş başa bırakıyor.
Zehirli bir ailenin anatomisi
Film, babalarının ölümü üzerine bir araya gelen üç kardeşin (iki kız, bir erkek) hikâyesini takip ediyor. Aïnouz, ailenin geçmişine dair parçaları ustalıkla birleştirirken, her bir karakterin travmalarını ve birbirleriyle olan çatışmalarını gözler önüne seriyor. Babalarının mirası, sadece maddi değil, aynı zamanda duygusal bir yük olarak kardeşlerin üzerine çöküyor. Aïnouz, aile içi iktidar mücadelelerini, cinsiyet rollerini ve sınıf ayrıcalıklarını hicivli bir dille ele alıyor. Grotesk mizah, filmin en güçlü silahı; ancak zaman zaman bu silah kendi kendine zarar veriyor.
Filmin görsel dili, Aïnouz'un önceki işlerinde olduğu gibi son derece etkileyici. Renk paleti, mekân seçimleri ve kamera hareketleri, ailenin iç dünyasını yansıtacak şekilde tasarlanmış. Özellikle kapalı mekânlarda geçen sahneler, klostrofobik bir atmosfer yaratarak seyirciyi karakterlerin sıkışmışlık hissine ortak ediyor. Oyunculuklar ise filmin taşıyıcı kolonları. Başroldeki isimler, karakterlerinin karmaşasını ve kırılganlığını ustalıkla aktarıyor.
Yunan Tuhaf Dalgası'nın gölgesi
Ancak "Gül Budama", zaman zaman kendi hikâyesinden çok, Yunan Tuhaf Dalgası'nın (Greek Weird Wave) estetiğine yaslanıyor. Bu akımın absürtlük, yabancılaşma ve grotesk unsurları, filmde belirgin bir şekilde hissediliyor. Ne var ki, bu etki, filmin kendi sesini duyurmasını engelliyor. Aïnouz, Yorgos Lanthimos veya Athina Rachel Tsangari'nin izinden gitmek yerine, kendi özgün dilini daha fazla kullanabilirdi. Yine de bu, filmin tamamen başarısız olduğu anlamına gelmiyor; aksine, bu etki, hikâyenin evrensel temalarını (aile, iktidar, yozlaşma) vurgulamak için bir araç olarak da okunabilir.
Film, Brezilya'nın sosyo-politik bağlamına da göndermeler yapıyor. Ülkedeki sınıf farklılıkları, yolsuzluk ve ataerkil yapılar, ailenin mikrokozmosunda yankılanıyor. Aïnouz, bu göndermeleri didaktik olmaktan kaçınarak, seyircinin kendi çıkarımlarını yapmasına olanak tanıyor. Ancak bu politik alt metin, bazen fazla örtük kalıyor ve daha güçlü bir vurgu yapılabilirdi.
Sonuç: Dikenli bir yolculuk
"Gül Budama", rahatsız edici ama bir o kadar da çekici bir aile portresi çiziyor. Karim Aïnouz, izleyiciyi konfor alanından çıkararak, ayrıcalıklı sınıfın çürümüşlüğünü gözler önüne seriyor. Film, grotesk mizahı ve görsel ihtişamıyla akılda kalıcı olsa da, Yunan Tuhaf Dalgası'nın etkisinden sıyrılamadığı anlarda kendi hicvinin anlamını zayıflatıyor. Yine de sinemaseverler için kaçırılmaması gereken bir deneyim. Aïnouz'un cesur anlatımı, aile kurumunun karanlık yüzünü sorgulamaya davet ediyor. Film, seyirciyi hem güldürüyor hem de huzursuz ediyor; bu da onu tam anlamıyla başarılı bir hiciv yapıyor.