Televizyon yayıncılığında RTÜK'ün sıkı denetimleri ve uygulanan cezalar, içeriklerin belirli standartlarda kalmasını sağlarken, milyonlarca kullanıcıya ulaşan dijital platformlarda benzer bir denetim mekanizmasının bulunmaması dikkat çekiyor. Özellikle son dönemde Londra'dan gelen karar, dijital platformların yayınlarının denetlenmesi konusunda yeni bir tartışma başlattı. Peki, Türkiye'de dijital yayıncılık neden hâlâ RTÜK denetimine tabi değil?
RTÜK'ün Televizyon Üzerindeki Gücü
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Türkiye'de karasal ve uydu üzerinden yapılan televizyon yayınlarını denetleme yetkisine sahip. Yayın ilkelerine aykırı içerikler için para cezalarından yayın durdurma cezasına kadar çeşitli yaptırımlar uyguluyor. Özellikle şiddet, cinsellik ve uyuşturucu kullanımını özendiren içerikler RTÜK'ün öncelikli olarak takip ettiği alanlar arasında yer alıyor. Bu denetimler sayesinde televizyon kanalları, toplumun hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak yayın politikalarını oluşturuyor.
Ancak son yıllarda izleyicilerin büyük bir bölümü televizyondan dijital platformlara kaymış durumda. Netflix, Amazon Prime, YouTube, TikTok ve benzeri platformlar, milyonlarca kullanıcıya ulaşıyor. Bu platformlarda yayınlanan içeriklerde şiddet, cinsellik ve uyuşturucu kullanımına özendiren unsurlar sıklıkla yer alıyor. Üstelik bu içerikler, herhangi bir kurumsal denetime tabi olmadan, platformların kendi kuralları çerçevesinde yayınlanıyor.
Dijital Platformlardaki Denetim Boşluğu
Türkiye'de dijital yayınlara ilişkin düzenlemeler 2018 yılında çıkarılan 7163 sayılı Kanun ile belirli ölçüde RTÜK'ün yetki alanına alınmıştı. Yasanın ardından internetten yayın yapan kuruluşların lisans alması ve RTÜK'ün denetimine tabi olması öngörülüyordu. Ancak uygulama beklenen düzeyde hayata geçmedi ve dijital platformların büyük bir kısmı hâlâ bu denetimin dışında. RTÜK'ün internet dizileri ve platformları kapsayacak şekilde denetim yapabilmesi için gerekli altyapı ve personel eksikliği, denetimlerin etkinliğini azaltıyor.
Öte yandan, sektör temsilcileri de dijital yayıncılığın kendine özgü dinamikleri olduğunu ve geleneksel televizyon denetiminin birebir uygulanmasının doğru olmayacağını savunuyor. İçerik üreticileri, sansür endişesiyle yaratıcılığın kısıtlanabileceğini öne sürüyor. Ancak özellikle çocukların ve gençlerin korunması açısından bazı denetim mekanizmalarının gerekliliği de yadsınamaz bir gerçek.
Londra'dan Gelen Önemli Karar
Son günlerde Birleşik Krallık'ın başkenti Londra'da alınan bir karar, dijital platformların denetimi konusunda yeni bir dönemin habercisi olarak yorumlanıyor. İngiliz medya düzenleyicisi Ofcom'a verilen yeni yetkilerle, sosyal medya ve dijital platformların zararlı içeriklerle mücadele etmesi zorunlu hale getirildi. Yeni düzenlemeye göre, platformlar şiddet, istismar ve uyuşturucu gibi yasa dışı içerikleri kaldırmakla yükümlü olacak; aksi halde ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalacak. Ayrıca platformların, çocukları zararlı içeriklerden korumak için yaş doğrulama sistemleri kurması gerekecek.
Bu gelişme, Türkiye'de de dijital yayıncılık konusunda benzer adımların atılması gerektiği yönündeki tartışmaları yeniden alevlendirdi. Uzmanlar, Türkiye'nin de çocukları ve gençleri korumak için dijital platformlara yönelik denetim mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle sosyal medya platformlarında yayılan zararlı içeriklerin toplum üzerindeki olumsuz etkileri göz ardı edilemeyecek boyutlara ulaşmış durumda.
Türkiye'de Atılan Adımlar ve Eksikler
Türkiye'de son yıllarda dijital platformlara yönelik bazı düzenlemeler yapıldı. 2021 yılında TikTok'a getirilen yayın lisansı zorunluluğu ve RTÜK ile imzalanan protokol, bu adımlardan biri olarak gösterilebilir. Ancak bu tür düzenlemelerin genellikle platformların kendi kurallarıyla uyumlu olduğu ve derinlemesine bir içerik denetimi sağlamadığı eleştirileri yapılıyor. RTÜK'ün, dijital platformların Türkiye ofislerinin olmaması nedeniyle denetim yapmakta zorlandığı belirtiliyor.
Öte yandan, dijital platformların sunduğu içeriklerin çeşitliliği ve küresel doğası, ulusal düzenlemelerin yeterliliği konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Bir içeriğin Türkiye'de yasadışı sayılması, o içeriğin diğer ülkelerde yasal olabilmesi nedeniyle platformların uygulamalarında tutarlılık sağlanamıyor. Bu durum, uluslararası iş birliğinin önemini artırıyor.
Sonuç: Dijital Çağda Denetim Şart mı?
Dijital platformların sunduğu özgürlük alanı, ifade hürriyeti açısından önemli olsa da, özellikle çocukların ve gençlerin korunması için bu alanın belirli kurallara bağlanması kaçınılmaz görünüyor. Londra'daki gelişmeler, bu alanda uluslararası bir eğilimin oluştuğunu gösteriyor. Türkiye'nin de RTÜK'ün yetkilerini genişleterek dijital yayıncılığı denetlemesi, toplumsal fayda ve bireysel haklar arasında bir denge kurmayı gerektiriyor. Ancak atılacak adımlarda sansür endişesi yaratmadan, yapıcı ve çözüm odaklı bir yaklaşım benimsenmesi, hem içerik üreticilerinin hem de izleyicilerin beklentilerini karşılayacaktır. Dijital çağda denetim elbette şart, ancak bu denetimin nasıl yapılacağı, kimler tarafından uygulanacağı ve sınırlarının ne olacağı, üzerinde titizlikle durulması gereken konular olarak öne çıkıyor.