Nasrettin Hoca, 13. yüzyılda Anadolu'da yaşamış, nüktedan kişiliğiyle tanınan bir bilge. Onun eşeğine ters binmesi, yüzyıllardır anlatılan ve farklı yorumlanan bir davranış. Peki, Hoca bugün yaşasaydı yine eşeğine ters biner miydi? Bu soru, günümüzde devlete güvenin azaldığı bir dönemde, siyaset ve toplum arasındaki ilişkiyi anlamak için ilginç bir çıkış noktası.
Eşeğe ters binmek ne anlatır?
Nasrettin Hoca'nın eşeğe ters binmesi, aslında bir toplumsal eleştiri aracıydı. Hoca, bu davranışıyla çevresindekilere "Siz istediğiniz kadar doğru yolda olduğunuzu düşünün, asıl doğru benim baktığım yön" mesajını veriyordu. Bir başka yorumla, ters binen Hoca, toplumun alışılmış kalıplarının dışında düşünmeyi simgeliyordu. Bugün bu hikâye, devlete güvenin sorgulandığı bir ortamda, vatandaşın devletten ne beklediğini ve devletin vatandaşa nasıl bakması gerektiğini de çağrıştırıyor.
Günümüzde yapılan araştırmalar, Türkiye'de devlete güvenin son yıllarda dalgalı bir seyir izlediğini gösteriyor. Ekonomik belirsizlikler, adalet sistemine yönelik tartışmalar, yerel yönetimlerin kararları ve merkezi idarenin tutumu, vatandaşın devlete bakışını etkiliyor. Nasrettin Hoca'nın ters binme metaforu, tam da bu noktada anlam kazanıyor: Vatandaş, devletin kendisine hangi açıdan baktığını sorguluyor.
Devlete güven neden azalıyor?
Devlete güven, bir toplumun siyasi istikrarı ve ekonomik kalkınması için temel taşlardan biri. Ancak son dönemde yapılan anketler, özellikle gençler arasında devlete duyulan güvenin düşük olduğunu ortaya koyuyor. Bunun nedenleri arasında yargı bağımsızlığına ilişkin endişeler, ifade özgürlüğü tartışmaları, ekonomik adaletsizlik algısı ve karar alma süreçlerine katılımın sınırlı olması sayılabilir. Siyaset bilimciler, devlete güvenin azalmasının sadece bireysel bir duygu olmadığını, aynı zamanda toplumsal sözleşmenin aşınması anlamına geldiğini vurguluyor.
Nasrettin Hoca'nın hikâyeleri, aslında birer toplumsal eleştiri. Hoca, devrinin yöneticilerini, kadılarını, tüccarlarını hicvederken, halkın sesi oluyordu. Bugün de benzer bir işlevi, mizah dergileri, sosyal medya ve sokak röportajları görüyor. Ancak Hoca'nınki gibi yapıcı bir eleştiri, karşılıklı anlayışı besliyor. Eğer Hoca bugün yaşasaydı, belki de eşeğine ters binerek "Ben size sırtımı dönmüyorum, sadece farklı bir açıdan bakıyorum" mesajı verirdi.
Siyasette güvenin inşası
Devlete güveni yeniden inşa etmek için şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılımcılık şart. Yerel yönetimlerden merkezi hükümete kadar tüm kurumların vatandaşa eşit mesafede durması, kararların gerekçeleriyle açıklanması ve yargının tarafsızlığı, güveni artıracak unsurlar arasında. Nasrettin Hoca'nın ters binmesi, aslında bir tür "güven testi" idi: Hoca, çevresindekilerin tepkisini ölçerek, onların kalıplaşmış düşüncelerini sorguluyordu. Bugün de siyasetçilerin, sivil toplumun ve medyanın, vatandaşın güvenini kazanmak için benzer bir özeleştiri mekanizması geliştirmesi gerekiyor.
Öte yandan, devlete güven sadece yönetenlerin değil, yönetilenlerin de sorumluluğunda. Vatandaşın vergisini düzenli ödemesi, kurallara uyması, seçimlere katılması ve sivil toplumda aktif olması, güvenin karşılıklı inşasında önemli. Nasrettin Hoca, sadece eleştiren değil, aynı zamanda çözüm üreten bir figürdü. Onun "Ye kürküm ye" fıkrası, gösterişe değil, öze vurgu yapar. Bugün de devlete güven, gösterişli söylemlerle değil, somut adımlarla tesis edilebilir.
Sonuç: Hoca bugün ne yapardı?
Nasrettin Hoca bugün yaşasaydı, muhtemelen yine eşeğine ters binerdi. Ama bu kez, sadece bir nükte için değil; devlete güvenin azaldığı bir dönemde, hem yöneticilere hem de halka "Bakış açınızı değiştirin" demek için. Hoca, ters binen ama yönünü şaşırmayan bir bilgeydi. Bugünün siyasetçileri ve vatandaşları da birbirlerine ters binmeden, aynı yöne bakmayı öğrenmeli. Aksi halde, eşek nereye giderse gitsin, binici hep aynı yerde sayar. Devlete güven, karşılıklı anlayış ve dürüstlükle mümkün. Hoca'nın mirası, bize bu dengeyi hatırlatıyor.