Denetimsizlik, son yıllarda Türkiye siyasetinin en tartışmalı başlıklarından biri haline geldi. Yasama organının işlevselliğini yitirmesi, yürütmenin kararnamelerle genişlemesi ve yargının bağımsızlığına yönelik algı, denetim mekanizmalarını işlevsiz bırakıyor. Peki, bu durum “kader” mi, yoksa bilinçli siyasi tercihlerin sonucu mu? Siyaset bilimciler, denetimsizliğin kader olmadığını, aksine güçler ayrılığının zayıflamasıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurguluyor.
Denetim Mekanizmaları Nasıl Çalışıyor?
Türkiye’de denetim, anayasal olarak yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengeye dayanır. Ancak 2017’deki anayasa değişikliği sonrası sistem cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçti. Bu modelde yürütme, kararname çıkarma yetkisiyle donatıldı; meclisin kanun yapma tekelindeki üstünlüğü zayıfladı. TBMM’nin bütçe, atama ve soruşturma gibi denetim araçları etkisizleşti. Örneğin, Sayıştay raporları kamuoyuna yansımıyor, kamu ihaleleri denetim dışı kalıyor. Yargı bağımsızlığı endeksi uluslararası raporlarda geriliyor. Bu tablo, denetimsizliğin kurumsal bir tercih olduğunu gösteriyor.
Muhalefet partileri, denetim yollarının tıkandığını sık sık dile getiriyor. CHP ve İYİ Parti’nin meclise sunduğu soruşturma önergeleri ya reddediliyor ya da gündeme alınmıyor. Sivil toplum kuruluşları ve bağımsız medya, denetim işlevini üstlenmeye çalışsa da baskı altında. Bu durum, “kader” söylemini besleyen bir algı yaratıyor: Sanki denetimsizlik kaçınılmaz bir sonmuş gibi.
Kader Söylemi Neden Tehlikeli?
Denetimsizliği “kader” olarak adlandırmak, siyasi sorumluluğu ortadan kaldırır. Oysa denetim, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Kader, değiştirilemez bir yazgıyı ima eder; oysa denetim, kurumsal tasarımlarla mümkündür. Örneğin, güçlü bir yasama denetimi için komisyonların etkin çalışması, muhalefetin söz hakkı, yargının bağımsızlığı ve özgür basın yeterlidir. Bu unsurların zayıflaması, teknik düzenlemelerle aşılabilir. Dolayısıyla denetimsizlik, kader değil; siyasi iktidarın tercihidir.
Uzmanlara göre, denetimsizlik uzun vadede yolsuzluk, israf ve otoriterleşmeyi besler. Kamu kaynaklarının denetlenmemesi, vergi adaletini bozar; yargı güvenini sarsar. Toplumda umutsuzluk yaratır. “Kader” söylemi ise bu sorunları doğallaştırır ve çözümsüzlüğe davetiye çıkarır. Gerçekte, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için atılacak adımlar bellidir: Meclis’in etkin denetim, yargı reformu, ifade özgürlüğü ve şeffaflık.
Denetimsizliğin Toplumsal Maliyeti
Denetimsizlik sadece siyasi bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir maliyettir. Kamu ihalelerindeki denetim eksikliği, kaynak israfına ve yandaş kapitalizmine yol açar. Vergilerin nereye harcandığını bilmeyen vatandaş, devlete güvenini yitirir. Yargıya güvenin azalması, hukuk devleti ilkesini zedeler. Eğitim ve sağlık gibi hizmetlerde denetim eksikliği, kaliteyi düşürür. Tüm bunlar, “kader” değil; yönetim tercihlerinin sonucudur.
Uluslararası şeffaflık kuruluşlarının raporları, Türkiye’nin yolsuzluk algısı endeksinde gerilediğini gösteriyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği ilerleme raporları, yargı bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü konularında uyarılar içeriyor. Bu raporlar, denetimsizliğin yapısal bir sorun olduğunu ve siyasi iradeyle çözülebileceğini ortaya koyuyor.
Çözüm: Denetimi Talep Etmek
Denetimsizliği aşmanın yolu, pasif bir kader anlayışından sıyrılıp aktif bir denetim talebinden geçer. Sivil toplum, medya, akademi ve muhalefet, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi için baskı yapmalı. Vatandaşlar, yerel yönetimlerden başlayarak kamu kaynaklarının kullanımını sorgulamalı. Seçimlerde denetim vaat eden partileri desteklemeli. Kısacası, denetim kader değil; mücadele meselesidir.
Sonuç olarak, “Denetimsizliğin Adı Kader mi?” sorusu, aslında bir sorumluluk sorusudur. Denetimsizlik, siyasi iktidarın tercihleriyle şekillenir. Kader, değiştirilemeyeni ifade eder; oysa denetim, değiştirilebilir bir olgudur. Türkiye’nin demokratik geleceği, denetim mekanizmalarının yeniden tesisiyle mümkündür. Bu da ancak toplumsal talep ve siyasi iradeyle gerçekleşir. Unutulmamalıdır ki denetim, demokrasinin sigortasıdır; kader değil.