Uluslararası ilişkiler uzmanı Cengiz Kuday, Türkiye'nin değişen küresel dengeler karşısında izlemesi gereken dış politika stratejisini değerlendirdi. Kuday'a göre, uluslararası arenada kalıcı dostluklar ya da düşmanlıklar bulunmuyor; belirleyici olan yegâne unsur milli çıkarlar. Bu bağlamda Türkiye'nin son yıllarda izlediği çok yönlü ve bağımsız dış politika, ülkenin stratejik özerkliğini pekiştiriyor.
Küresel Güç Dengeleri ve Türkiye'nin Konumu
Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünya düzeninin yerini çok kutuplu bir yapıya bıraktığı günümüzde, Türkiye hem coğrafi konumu hem de tarihsel birikimiyle önemli bir aktör olarak öne çıkıyor. Kuday, bu yeni dönemde Türkiye'nin yalnızca Batı ya da Doğu blokuyla sınırlı kalmayan, kendi çıkarlarını merkeze alan bir diplomasi yürütmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle Doğu Akdeniz, Kafkasya ve Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin esnek ve pragmatik bir dış politika izlemesini zorunlu kılıyor.
Çıkar Temelli Dış Politika Anlayışı
Kuday'ın vurguladığı temel nokta, devletler arası ilişkilerde duygusal bağların değil, somut çıkarların belirleyici olduğu. Türkiye'nin NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile S-400 hava savunma sistemi anlaşması yapması, bu anlayışın somut bir örneği. Aynı şekilde Libya, Suriye ve Karabağ'da izlenen politikalar da Ankara'nın çıkarlarını koruma refleksini gösteriyor. Kuday, bu tür hamlelerin uluslararası toplumda eleştirilse de uzun vadede Türkiye'nin elini güçlendirdiğini ifade ediyor.
Türkiye'nin Bölgesel ve Küresel Stratejisi
Türkiye, son yıllarda Afrika, Latin Amerika ve Asya-Pasifik'te yeni diplomatik ve ekonomik bağlar kurarak etki alanını genişletiyor. Kuday, bu açılımın sadece ticari değil, aynı zamanda siyasi bir vizyonun ürünü olduğunu söylüyor. Örneğin, Türkiye'nin Somali, Katar ve Azerbaycan ile geliştirdiği yakın ilişkiler, Ankara'nın bölgesel krizlerde arabulucu rolü oynamasına imkan tanıyor. Bu strateji, küresel krizlerde Türkiye'yi vazgeçilmez bir aktör haline getiriyor.
Öte yandan, AB ile yaşanan gerilimler ve Yunanistan ile Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanı tartışmaları, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Kuday, bu süreçte Türkiye'nin uluslararası hukuka dayalı haklı tezlerini savunurken aynı zamanda diyaloğa açık olması gerektiğini vurguluyor. Sonuç olarak, değişen dünya düzeninde Türkiye'nin en büyük gücünün esneklik ve bağımsız karar alma kapasitesi olduğu anlaşılıyor.