Atatürk'ün, "Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir." sözleri, Cumhuriyet'in kuruluş felsefesinin temel taşlarından birini oluşturuyor. Bugün ise bu sözün üzerinden geçen yaklaşık bir asır sonra, Türkiye'de devlet kurumlarının cemaat ve tarikat yapılanmalarıyla olan ilişkisi yeniden tartışma konusu. Devlet kapısının bu yapılara açılması, laiklik ilkesi ve toplumsal eşitlik açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Laiklik İlkesi Ne Diyor?
Anayasa'nın 2. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti'ni "laik" bir hukuk devleti olarak tanımlar. Bu ilke, devletin din ve vicdan özgürlüğüne saygı göstermesinin yanı sıra, dini kurum ve cemaatlerin siyasi ve idari yapıdan ayrı tutulmasını da gerektirir. Ancak son yıllarda, devletin çeşitli kademelerinde cemaat ve tarikat mensuplarının etkin görevlere getirildiği iddiaları sıkça dile getirilmektedir. Bu durum, laiklik ilkesinin pratikte nasıl işlediğini yeniden sorgulatmaktadır.
Atatürk'ün Uyarısı Hâlâ Geçerli
Atatürk'ün 1925'teki bu sözleri, o dönemde tekke ve zaviyelerin kapatılmasına gerekçe olarak gösterilmiştir. Aynı yıl çıkarılan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile tarikatların faaliyetleri yasaklanmıştır. Ancak bugün, bu yasakların fiilen uygulanmadığı ve cemaatlerin özellikle eğitim, bürokrasi ve adalet alanlarında yapılanmalarının önünün açıldığı gözlemlenmektedir. Bu, Cumhuriyet'in kuruluş ilkeleriyle çelişen bir tablo ortaya koymaktadır.
Sosyal Doku Üzerindeki Etkiler
Devlet kapısının cemaatlere açılması, toplumsal kutuplaşmayı da beraberinde getirmektedir. Farklı yaşam tarzlarına sahip bireylerin aynı kurumlarda eşit şartlarda istihdam edilmesi ilkesi zedelenmekte; adalet duygusu zayıflamaktadır. Ayrıca, kamusal kaynakların bazı gruplara aktarılması, toplumda güven erozyonuna yol açmaktadır.
Ne Yapılmalı?
Atatürk'ün "tarikat-ı medeniyet" vurgusu, bugün için de bir yol haritası sunmaktadır. Devletin, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durması, liyakati esas alan bir atama sistemi benimsemesi ve laiklik ilkesini tavizsiz uygulaması gerekmektedir. Cemaat ve tarikatların toplumsal hayattaki varlığı, ancak Devrim Kanunları'na uygun şekilde ve şeffaflık içinde sürdürülebilir olmalıdır.
Sonuç
Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında verilen mücadele, bugün devlet aygıtının yeniden yapılanmasıyla ilgili önemli dersler içermektedir. "En doğru tarikatın medeniyet olduğu" gerçeği, hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Devletin kapısını cemaatlere açması, kısa vadeli kazanımlar sağlasa da, uzun vadede ülkenin birlik ve beraberliğine zarar verme potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle, devlet yönetiminde liyakat ve eşitlik ilkelerinden ödün verilmemesi, hem Cumhuriyet'in ruhuna hem de toplumun geleceğine yapılan en büyük yatırımdır.