Türkiye'de cumhuriyet karşıtı söylemlerin PKK açılımı sürecinde yeniden gün yüzüne çıktığı görülüyor. Uzun süredir gizliden gizliye beslenen cumhuriyet nefreti ve ümmet sevdası, sözde barış ve çözüm süreci adı altında yeniden rahatça ifade edilir hale geldi. PKK'nın silah bırakma çağrısı sonrası başlatılan açılım, cumhuriyet düşmanlarının ekranlarda boy göstermesine olanak tanıdı. Laik cumhuriyet ilkelerine karşı olan çevreler, bu süreci fırsat bilerek ümmetçi söylemlerini cesaretle dile getirmeye başladı.
Açılım Süreci ve Cumhuriyet Karşıtı Söylemlerin Yükselişi
PKK'nın 2013 yılında başlattığı süreç, o dönemde de benzer tartışmaları beraberinde getirmişti. Ancak bugün gelinen noktada, cumhuriyet karşıtı kesimlerin daha da pervasızlaştığı gözlemleniyor. Kamuoyu araştırmaları, toplumun önemli bir kesiminin laik cumhuriyet değerlerinden uzaklaştırılmaya çalışıldığını ortaya koyuyor. Özellikle eğitim sistemi üzerinden yürütülen müfredat değişiklikleri, cumhuriyet kazanımlarını erozyona uğratıyor.
Bu süreçte, bazı tarikat ve cemaat yapılanmalarının açılımı destekleyen açıklamaları dikkat çekiyor. Ümmet kavramı üzerinden yürütülen propaganda, cumhuriyetin kurucu değerlerine karşı bir alternatif olarak sunuluyor. Oysa cumhuriyet, tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir yönetim biçimi olarak, ümmetçi yaklaşımların tam karşısında yer alıyor.
Ümmet Sevdası ve Laiklik İlkesi Arasındaki Gerilim
Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinden biri olan laiklik, din ve devlet işlerinin ayrılığını garanti altına alır. Ancak son yıllarda laiklik ilkesi adeta askıya alınmış durumda. Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden yürütülen faaliyetler, ümmetçi bir siyasetin aracı haline getirildi. Cuma hutbelerinde siyasi mesajlar verilmesi, camilerin siyaset malzemesi yapılması, cumhuriyet ilkeleriyle bağdaşmıyor.
Öte yandan, PKK açılımı sürecinde ortaya atılan 'ümmet kardeşliği' söylemleri, gerçek niyetin ne olduğunu gözler önüne seriyor. PKK'nın ideolojik olarak Marksist-Leninist bir örgüt olduğu düşünüldüğünde, ümmetçi söylemlerle ittifak kurulması, tam bir çelişki olarak değerlendiriliyor. Bu durum, cumhuriyet karşıtı çevrelerin aslında ideolojik bir tutarlılık taşımadığını, sadece cumhuriyete düşmanlıkta birleştiklerini gösteriyor.
Tarihsel Arka Plan: Cumhuriyet Karşıtlığının Kökenleri
Cumhuriyet karşıtlığı, 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilanından bu yana çeşitli vesilelerle kendini göstermiş bir olgudur. Saltanat ve hilafet yanlıları, cumhuriyetin ilanıyla birlikte büyük bir kayıp yaşadı. 1924'te hilafetin kaldırılması, 1925'te Tekke ve Zaviyeler Kanunu'nun çıkarılması, 1928'de harf devrimi gibi devrimler, gerici çevrelerin tepkisini çekti. Şeyh Said İsyanı, Menemen Olayı gibi ayaklanmalar, cumhuriyete karşı silahlı mücadelenin örnekleri oldu.
Çok partili hayata geçişle birlikte cumhuriyet karşıtı söylemler siyasi partiler aracılığıyla meşruiyet kazandı. 1950'lerden itibaren Demokrat Parti iktidarı döneminde laiklik ilkesinden tavizler verildiği, cumhuriyet kazanımlarının geriletilmeye çalışıldığı biliniyor. 28 Şubat süreci, bu gerilimin doruk noktası oldu. Ancak son yirmi yılda yaşanan gelişmeler, cumhuriyet rejiminin temellerinin daha ciddi şekilde sarsıldığını gösteriyor.
PKK Açılımı ve Siyasi İttifaklar
PKK açılımı, sadece bir terör sorununun çözümü değil, aynı zamanda siyasi bir projenin parçası olarak görülüyor. Bu süreçte, cumhuriyet düşmanı kesimlerle PKK arasında dolaylı bir ittifak oluştuğu iddia ediliyor. Özellikle HDP (şimdiki DEM Parti) üzerinden yürütülen görüşmeler, cumhuriyet ilkelerinden taviz anlamına geliyor. Ümmetçi söylemlerle PKK'nın talepleri arasında bir paralellik kuruluyor; her iki kesim de cumhuriyetin üniter yapısına karşı çıkıyor.
Bu durum, Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor. Cumhuriyet, tüm etnik ve dini grupları eşit yurttaşlık temelinde birleştirirken; ümmetçi ve bölücü söylemler, toplumu ayrıştırmayı hedefliyor. PKK açılımı sürecinde cumhuriyet karşıtı söylemlerin serbestçe dile getirilmesi, bu tehdidin boyutlarını gözler önüne seriyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Cumhuriyet nefreti ve ümmet sevdası, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük ideolojik tehditlerden biri olarak öne çıkıyor. PKK açılımı, bu tehdidin açıkça görülmesine vesile oldu. Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak, laikliği savunmak, her yurttaşın görevi olmalı. Aksi halde, 1923'te kurulan cumhuriyet, içten içe kemirilerek yok edilebilir. Unutulmamalıdır ki cumhuriyet, en büyük emanetimizdir ve onu korumak, gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzdur.