Türkiye ile Suriye arasında 2011 yılında başlayan kriz, bugün yerini tarihi bir normalleşme sürecine bırakıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 yıl önce dile getirdiği “Şam’a gitme” hedefi, iki ülke arasındaki diplomatik temasların hız kazanmasıyla yeniden gündeme geldi. Ankara’nın Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz’ın Suriye’deki temasları, Erdoğan’ın ziyaretine yönelik beklentileri güçlendirdi. Bu gelişme, bölgesel dengeler ve Türkiye’nin Orta Doğu politikası açısından kritik bir dönüm noktası olarak yorumlanıyor.
14 Yıllık Beklenti ve Diplomasi Trafiği
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha 2009 yılında Suriye ile kurulan yakın ilişkilerin bir parçası olarak Şam’a gitme arzusunu dile getirmişti. Ancak iç savaşın başlaması ve iki ülke arasındaki ilişkilerin kopması, bu hedefi uzun süre erteletti. Bugün gelinen noktada, Rusya ve İran’ın arabuluculuğunda başlayan görüşmeler, Türkiye ile Suriye istihbarat örgütlerinin ve dışişleri bakanlıklarının temaslarını da beraberinde getirdi. Büyükelçi Nuh Yılmaz’ın Şam’da yaptığı üst düzey görüşmeler, iki ülke arasındaki diyalog kanallarının açık tutulduğunu gösteriyor.
Türkiye’nin Suriye Politikasındaki Yeni Dönem
Suriye’de 2011’den bu yana süren çatışma, Türkiye’yi güvenlik endişeleri ve mülteci krizi konusunda doğrudan etkiledi. Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarını gerçekleştirdi; ayrıca Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PKK/YPG’ye karşı mücadele etti. Ancak son dönemde Suriye yönetiminin de değişen bölgesel koşullar çerçevesinde Türkiye ile ilişkileri yeniden başlatma isteği, normalleşme sürecini hızlandırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şam’a gidebiliriz” açıklamaları, bu sürecin siyasi irade tarafından desteklendiğinin göstergesi.
Diplomaside Atılan Somut Adımlar
- İstihbarat başkanlarının Moskova’da bir araya gelmesi
- Dışişleri bakanlarının üçlü toplantılar gerçekleştirmesi
- Büyükelçi düzeyinde temasların başlaması
- Sınır kapılarının açılmasına yönelik teknik çalışmalar
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel güç dengelerini de etkileyecek. Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı’yla yaşadığı gerilim, Moskova’yı Orta Doğu’da daha aktif bir arabulucu konumuna getirdi. İran ise Suriye’deki nüfuzunu korumak için Türkiye’nin rolünü kabul etmek zorunda kalabilir. ABD’nin Suriye’deki varlığı ve PKK/YPG’ye verdiği destek, normalleşme sürecinde en önemli pürüzlerden biri olarak görülüyor. Ancak Türkiye, ulusal güvenlik kaygılarını giderecek şekilde Suriye’nin toprak bütünlüğünü desteklediğini açıkça ifade ediyor.
Mülteci Krizi ve Yeniden İmar Süreci
Normalleşme, Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşü ve Suriye’nin yeniden imarı konularını da içeriyor. Türkiye, yaklaşık 3 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyor; bu durum, Türk ekonomisi ve toplumsal barış üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Erdoğan’ın Şam ziyareti, mültecilerin geri dönüşü için güvenli bölgelerin oluşturulması ve altyapı projelerinin başlatılması konusunda iki ülke arasında yeni bir işbirliği zeminini hazırlayabilir. Ancak bu süreç, Suriye’deki siyasi çözüm ve kalıcı istikrar olmadan tam anlamıyla başarıya ulaşamaz.
Normalleşme Sürecinin Zorlukları
Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme, birçok engeli de beraberinde getiriyor. Esad rejiminin insan hakları ihlalleri ve savaş suçları, Ankara’nın kamuoyunda tartışmalara neden oluyor. Ayrıca, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye destekli muhalif grupların durumu ve PKK/YPG’nin varlığı, ilişkilerin normalleşmesi önündeki en büyük engeller arasında. Türkiye, terörle mücadele konusunda attığı adımlardan taviz vermeyeceğini net bir şekilde ifade ediyor. Buna karşılık, Suriye yönetiminin Türkiye’nin güvenlik garantilerini kabul etmesi, sürecin ilerlemesi için kritik öneme sahip.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şam ziyareti, bu kapsamda sadece bir itham değil, aynı zamanda bölgesel barışa yönelik stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesisinde köprü işlevi göreceğini, ancak kalıcı bir çözüm için uluslararası toplumun da sürece dahil olması gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini destekleyen bu yeni yaklaşımı, hem iç siyasette hem de uluslararası arenada yankı uyandıracak gibi görünüyor.