Türkiye'nin ilk çift kol nakillisi Cihan Topal, eski tip sürücü belgesini yenilemek için başvurduğunda hakem heyetinin beklenmedik kararıyla karşılaştı. Heyet, Topal'ın yalnızca F sınıfı (traktör) sürücü belgesi alabileceğine hükmetti. Oysa Topal, 10 yılı aşkın süredir otomobil ve motosikleti cezasız ve kazasız şekilde kullanıyor. Karar, nakil hastalarının ehliyet süreçlerindeki ayrımcı uygulamaları yeniden gündeme getirdi.
Hakem Heyetinden Şok Karar
Cihan Topal, 2013 yılında çift kol nakli olan ilk Türk hasta olarak tıp tarihine geçti. Nakil sonrası uzun ve zorlu bir rehabilitasyon süreci geçiren Topal, günlük yaşamına dönmeyi başardı. Yıllardır araç kullanan Topal, ehliyetini yenilemek için İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı hakem heyetine başvurdu. Heyet, yaptığı değerlendirme sonucunda Topal'ın sadece traktör kullanabileceğine karar verdi. Bu karar, Topal'ın otomobil ve motosiklet kullanmasını yasaklıyor.
Topal, karara itiraz ederek yeniden değerlendirme talep etti. Ancak süreç henüz sonuçlanmadı. Topal, "10 yıldır aktif olarak otomobil ve motosiklet kullanıyorum. Hiç kaza yapmadım, hiç ceza almadım. Traktör kullanmam gerektiğini söylüyorlar ama ben zaten traktör kullanmıyorum. Bu karar, hayatımı olumsuz etkiliyor" dedi.
Nakil Hastalarının Ehliyet Mücadelesi
Türkiye'de organ nakli sonrası ehliyet alım süreci, Sağlık Bakanlığı'nın yönetmelikleri çerçevesinde yürütülüyor. Ancak uygulamada, hakem heyetleri farklı kararlar alabiliyor. Özellikle uzuv nakli olan hastalar için net kriterler bulunmuyor. Cihan Topal'ın avukatı, "Mevzuatta çift kol nakilli birinin araç kullanıp kullanamayacağına dair özel bir düzenleme yok. Bu nedenle heyetler inisiyatif kullanıyor. Müvekkilim, fiziksel olarak araç kullanmaya uygun olduğunu defalarca kanıtladı" ifadelerini kullandı.
Konuyla ilgili olarak Türkiye Organ Nakli Vakfı yetkilileri, nakil hastalarının ehliyet başvurularında yaşadığı zorluklara dikkat çekiyor. Vakıf, nakil sonrası hastaların topluma kazandırılması için daha esnek ve tıbbi duruma dayalı değerlendirmeler yapılması gerektiğini savunuyor. Uzmanlar, her hastanın durumunun farklı olduğunu ve bireysel değerlendirme yapılması gerektiğini belirtiyor.
Topal: 'Dağda Traktörle Ne İşim Var?'
Cihan Topal, kararın kendisi için anlamsız olduğunu vurgulayarak, "Ben şehirde yaşıyorum, traktörüm yok. Bana traktör kullanabilirsin diyorlar ama benim traktörle ne işim var? Dağda traktör mü kullanacağım? Ben otomobil kullanıyorum, işime gidiyorum, ailemi taşıyorum. Bu karar, beni adeta cezalandırıyor" şeklinde konuştu. Topal, 10 yıllık sürüş geçmişinde en ufak bir olumsuzluk yaşamadığını, bu sürede birçok kez uzun yol yaptığını da sözlerine ekledi.
Topal'ın durumu, sosyal medyada da geniş yankı buldu. Birçok kullanıcı, kararın adaletsiz olduğunu ve nakil hastalarının önündeki bürokratik engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti. Bazı hukukçular ise kararın yargı yoluna taşınabileceğini ifade etti.
Uzmanlardan Çağrı: Kriterler Netleşmeli
Tıp hukuku uzmanları, hakem heyetlerinin kararlarının tıbbi gerekçelere dayanması gerektiğini ancak mevcut yönetmelikteki boşlukların farklı yorumlara yol açtığını belirtiyor. Uzmanlar, özellikle uzuv nakli olan hastalar için fiziksel yeterlilik testlerinin standardize edilmesi ve keyfi kararların önüne geçilmesi gerektiğini vurguluyor. Sağlık Bakanlığı'nın konuya ilişkin bir düzenleme yapması bekleniyor.
Cihan Topal'ın mücadelesi, benzer durumdaki diğer nakil hastaları için de emsal teşkil edebilir. Topal, ehliyetini alana kadar hukuki yollara başvuracağını ve konuyu kamuoyu gündeminde tutacağını söyledi. Gözler şimdi hem hakem heyetinin yeniden değerlendirme kararına hem de olası bir yargı sürecine çevrilmiş durumda.
Bu olay, engelli ve nakil hastalarının günlük yaşamda karşılaştığı bürokratik engellerin ne denli ciddi olabileceğini gösteriyor. Cihan Topal'ın 10 yıllık kazasız sürüş geçmişi, aslında onun araç kullanma yeterliliğini kanıtlıyor. Ancak mevzuattaki belirsizlik, hakem heyetlerine geniş takdir yetkisi tanıyor. Sağlık Bakanlığı'nın bir an önce konuya ilişkin net kriterler belirlemesi, hem hastaların mağduriyetini giderecek hem de kamu güvenliğini riske atmayacak bir denge kurulmasını sağlayacaktır. Aksi halde, benzer durumdaki binlerce hasta, keyfi kararlarla karşı karşıya kalabilir.