Adalet Bakanı Akın Gürlek'in "Toplumda infial yaratan dosyalar incelenecek" sözleri sonrası yeniden açılan Çağla Tuğaltay cinayetinde 26 yıllık sessizlik, şortta bulunan DNA iziyle bozuldu. 1998'de öldürülen Tuğaltay'ın şortunun iki ayrı noktasından elde edilen erkek DNA profili, 2013'te tırnaklarda bulunan yabancı DNA ile uyuştu. Bu eşleşme, failin hâlâ hayatta olduğunu ve dosyanın çözülebileceğini gösteriyor. Soruşturma dosyası, DNA örneklerinin yeniden incelenmesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildi.
26 yıllık dosya neden yeniden açıldı?
Çağla Tuğaltay, 1998 yılında İstanbul'da kendi evinde başına sert bir cisimle vurularak öldürülmüş halde bulundu. Olay yerinde yapılan ilk incelemelerde şüpheli hiçbir parmak izine rastlanmadı. O dönemde DNA teknolojisi bugünkü kadar gelişmiş olmadığı için deliller sınırlı kaldı. Dosya, 2013 yılında Adli Tıp Kurumu'nun ileri DNA analiz yöntemlerini devreye sokmasıyla yeniden açıldı. O yıl, Tuğaltay'ın tırnak aralarından alınan örneklerde yabancı bir erkeğe ait DNA profili tespit edildi. Ancak bu profil, o dönemde hiçbir şüpheliyle eşleşmedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 2024 yılı başında yaptığı açıklama, kamuoyunda yıllardır kapanmayan yara haline gelen bu dosyayı yeniden gündeme taşıdı. Gürlek, "Toplumda infial yaratan dosyaların tamamı incelenecek, deliller güncel teknolojiyle yeniden değerlendirilecek" demişti. Bu açıklamanın ardından Çağla Tuğaltay dosyası, öncelikli dosyalar arasına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı yeniden açarak tüm delilleri Adli Tıp Kurumu'na gönderdi.
Şortta bulunan DNA, 2013'teki tırnak DNA'sıyla uyuştu
Yeniden yapılan incelemelerde, Çağla Tuğaltay'ın cinayet günü giydiği şortunun iki farklı noktasından alınan örneklerde erkek DNA'sı tespit edildi. Bu DNA profili, 2013 yılında tırnak aralarından elde edilen yabancı erkek DNA'sıyla birebir eşleşti. Adli tıp uzmanları, aynı kişiye ait iki farklı bölgeden alınan DNA'nın uyuşmasının, failin olay sırasında Tuğaltay ile yakın temas halinde olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Bu bulgu, soruşturmanın seyrini değiştirecek nitelikte.
Uzmanlara göre, DNA'nın iki farklı bölgede de aynı çıkması, failin kimliğinin tespiti için güçlü bir delil oluşturuyor. Ancak bu profilin, ulusal DNA veri bankasında kayıtlı bir şüpheliyle eşleşip eşleşmediği henüz açıklanmadı. Soruşturmayı yürüten savcılık, DNA örneğinin, o dönemde olayla bağlantılı olduğu düşünülen kişilerle karşılaştırılacağını bildirdi. Ayrıca, failin yakalanması durumunda 26 yıl sonra bile davanın açılabileceği, zamanaşımının bu tür delillerle aşılabileceği ifade ediliyor.
Çağla Tuğaltay kimdir?
Çağla Tuğaltay, 1998 yılında İstanbul'da yaşayan 28 yaşında bir kadındı. Moda dünyasında çalışan Tuğaltay, bir dönem mankenlik de yapmıştı. Cinayet, dönemin basınında geniş yankı uyandırmış, failin bulunamaması ailesi ve sevenleri için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. Ailesi, yıllar boyunca adalet arayışını sürdürdü. Tuğaltay'ın annesi ve babası, her yıl cinayet yıl dönümünde açıklama yaparak dosyanın peşini bırakmayacaklarını söyledi.
Dosya, 2013'te tırnaklardaki DNA'nın bulunmasıyla ilk kez ciddi bir delil elde etmişti. Ancak o dönemde DNA veri bankasında eşleşme sağlanamadı. Şimdi ise şorttan alınan örneklerin aynı profile işaret etmesi, soruşturmaya yeni bir boyut kazandırdı. Adli tıp kaynakları, "Bu tür dosyalarda DNA'nın iki farklı bölgede aynı çıkması, failin tespiti için çok değerli bir adımdır" değerlendirmesini yapıyor.
Yeni DNA teknolojisi ve hukuki süreç
Son yıllarda geliştirilen "temas DNA" ve "ailesel DNA" yöntemleri, çözülemeyen cinayetlerin aydınlatılmasında önemli rol oynuyor. Bu yöntemlerle, olay yerinde bulunan küçük bir hücreden bile failin kimliğine ulaşılabiliyor. Çağla Tuğaltay dosyasında da benzer bir teknolojinin kullanıldığı, şorttan alınan örneklerin ileri düzey laboratuvarlarda incelendiği öğrenildi.
Hukuki açıdan, 26 yıl önce işlenen bir cinayette zamanaşımı süresi 20 yıl olarak biliniyor. Ancak Türk Ceza Kanunu'na göre, DNA delili gibi yeni delillerin ortaya çıkması ve failin tespiti halinde, zamanaşımı kesintiye uğrayabiliyor. Bu nedenle, dosyanın yeniden açılması ve DNA incelemesi, failin yargılanmasının önünü açabilir. Avukatlar, "Eğer DNA profili bir şüpheliyle eşleşirse, o kişi 26 yıl sonra bile yargılanabilir" diyor.
Kamuoyu ve aile ne bekliyor?
Çağla Tuğaltay'ın ailesi, yıllardır verdiği hukuk mücadelesinde yeni bir umut ışığı yakaladı. Aile avukatı, "Şorttaki DNA'nın tırnak DNA'sıyla uyuşması, dosyanın çözülmesi için çok önemli bir adım. Adalet Bakanı'nın açıklaması da süreci hızlandırdı. Failin bir an önce bulunmasını istiyoruz" dedi. Kamuoyu da sosyal medyada #ÇağlaTuğaltay etiketiyle adalet çağrısı yapıyor.
Dosyanın yeniden açılması, benzer şekilde yıllardır çözülemeyen diğer cinayet dosyaları için de emsal teşkil edebilir. Adalet Bakanlığı'nın "infial yaratan dosyalar" kapsamında yüzlerce dosyayı incelemeye aldığı, öncelikli olarak DNA delili bulunan dosyalara odaklanıldığı belirtiliyor.
Çağla Tuğaltay cinayeti, Türkiye'de adalet sisteminin teknolojik gelişmelere uyum sağlaması gerektiğini bir kez daha gösteriyor. 26 yıl sonra elde edilen DNA eşleşmesi, delillerin doğru saklandığında ve güncel yöntemlerle incelendiğinde faili ortaya çıkarabileceğinin kanıtı. Ancak soruşturmanın selameti açısından, DNA profilinin kiminle eşleştiği bilgisinin kamuoyuyla paylaşılmaması, olası bir kaçışı önlemek adına kritik önem taşıyor. Kamuoyu, bir yandan adaletin yerini bulmasını beklerken, diğer yandan delillerin titizlikle korunmasını ve sürecin şeffaf yürütülmesini talep ediyor.