Adana’nın Sarıçam Mahallesi, 1970’li yıllarda yaklaşık 30 aileden oluşan Cono çingene grubuna ev sahipliği yapıyordu. Bu grup, Cafer dedemin en güvendiği, en has adamlarıydı. O dönemde Adana’nın kırsal kesimlerinde yaşayan Conolar, dedemle kurdukları bağ sayesinde hem geçimlerini sağlıyor hem de toplumda kendilerine yer buluyorlardı.
Conoların Kökeni ve Yaşam Tarzı
Conolar, göçebe çingene kültürünün bir parçası olarak bilinir. Atlı arabalarla seyahat eder, mevsimlik işlerde çalışırlardı. Sarıçam’da yerleşik düzene geçen bu grup, dedem gibi toprak sahiplerine bağımlıydı. Erkekler tarım işlerinde, kadınlar ise el işi ve falcılıkla uğraşırdı. Aile yapıları güçlüydü; büyüklere saygı, geleneklerine bağlılık ön plandaydı.
Cafer Dede ile İlişkiler
Cafer dede, mahallede sözü geçen bir toprak ağasıydı. Conolara iş verir, onları korur ve kollardı. Karşılığında sadakat ve çalışkanlık beklerdi. Bu ilişki, o dönemde sıkça görülen patron-müşteri ilişkisinin tipik bir örneğiydi. Conolar, dedemi "ağa" olarak görür, onun himayesinde yaşarlardı. Dedem ise onları "benim çingenelerim" diyerek sahiplenirdi.
Siyasi ve Toplumsal Bağlam
1970’ler Türkiye’si, sağ-sol çatışmalarının yoğun olduğu bir dönemdi. Adana da bu kutuplaşmadan etkilenmişti. Ancak Cafer dede, kendi bölgesinde düzeni sağlamış, Conolar gibi azınlık grupların korunmasına özen göstermişti. Bu durum, taşradaki güç dengelerini ve feodal ilişkileri yansıtıyor. Conoların dedeme bağlılığı, aynı zamanda dönemin siyasi yapısında "ağa" figürünün ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.
Günümüze Yansımalar
Bugün Sarıçam, modernleşmiş bir ilçe olsa da, Conoların torunları hâlâ bölgede yaşıyor. Kimileri tarım işçisi, kimileri ise şehir merkezinde farklı işlerde çalışıyor. Ancak dedemin onlarla kurduğu bağ, hafızalarda canlı. Bu hikâye, sadece bir ailenin değil, bir dönemin sosyolojik dokusunu da gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak, Cafer dede ve Conolar arasındaki ilişki, dönemin toplumsal hiyerarşisini ve azınlık grupların hayatta kalma stratejilerini anlamak için önemli bir örnek. Bu tür samimi ama eşitsiz ilişkiler, Türkiye’nin kırsal geçmişinin silinmeyen izlerinden biridir.