Ankara Bölge İdare Mahkemesi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) Ekim 2024'teki TUSAŞ saldırısının ardından sosyal medya platformlarına uyguladığı "bant daraltma" kararına karşı açılan davada istinaf talebini reddetti. İfade Özgürlüğü Derneği kurucularından Prof. Dr. Yaman Akdeniz'in açtığı dava, BTK'nın kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kesinleşti.
TUSAŞ saldırısı ve bant daraltma kararı
23 Ekim 2024 tarihinde Ankara'nın Kahramankazan ilçesinde bulunan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) tesislerine yönelik terör saldırısı sonrası, BTK tarafından sosyal medya platformlarına erişimde bant daraltma uygulaması getirildi. Karar, saldırıyı takip eden saatlerde yürürlüğe girdi ve Twitter, Instagram, YouTube gibi platformlarda görsel paylaşımını kısıtladı. BTK, gerekçe olarak "dezenformasyonla mücadele" ve "kamu güvenliğinin korunması"nı gösterdi.
Prof. Dr. Yaman Akdeniz, bant daraltma kararının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle 24 Ekim 2024'te Ankara İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Mahkeme, 30 Ekim'de yürütmeyi durdurma kararı verdi ve BTK'nın uygulamayı kaldırmasını istedi. BTK, karara itiraz ederek Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne istinaf başvurusunda bulundu.
Mahkeme kararı ve hukuki süreç
Ankara Bölge İdare Mahkemesi, BTK'nın istinaf talebini şubat ayında esastan reddetti. Mahkeme, bant daraltma uygulamasının "ölçülülük ilkesini" ihlal ettiğine ve "temel hak ve özgürlükleri" sınırladığına hükmetti. Kararda, saldırı sonrası kamu güvenliğini sağlamak için daha az sınırlayıcı tedbirlerin alınabileceği belirtildi.
Prof. Dr. Yaman Akdeniz, kararı sosyal medya hesabından duyururken, "BTK'nın keyfi uygulamalarına karşı hukuk mücadelesi kazandı. Bant daraltma, sansür demektir. Mahkeme, ifade özgürlüğünün yanında durdu." ifadelerini kullandı.
BTK, kararın ardından herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak kurumun, bant daraltma uygulamasını benzer olaylarda tekrar devreye sokma ihtimali, sivil toplum örgütleri tarafından endişeyle karşılanıyor.
Bant daraltma tartışmaları ve hukuki zemin
Türkiye'de sosyal medya platformlarına yönelik bant daraltma uygulamaları, özellikle terör saldırıları ve toplumsal olaylar sonrası sıkça gündeme geliyor. 2016'daki darbe girişimi, 2020'deki İzmir depremi ve 2024'teki TUSAŞ saldırısı, bu uygulamaların en bilinen örnekleri arasında. BTK, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun kapsamında, "kamu düzeni" veya "milli güvenlik" gerekçesiyle erişim engelleme ve bant daraltma yetkisine sahip.
Ancak hukukçular, bant daraltmanın Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile 13. maddedeki sınırlama ölçütlerine aykırı olduğunu savunuyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Doç. Dr. Kerem Altıparmak, "Bant daraltma, belirli bir içeriğe değil, tüm platforma yönelik bir müdahaledir. Bu, orantısız ve hukuka aykırıdır." dedi.
Yaman Akdeniz ve ifade özgürlüğü savunuculuğu
Prof. Dr. Yaman Akdeniz, İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi ve İfade Özgürlüğü Derneği'nin kurucularından biridir. Türkiye'de internet ve ifade özgürlüğü alanında uzun yıllardır çalışmalar yürüten Akdeniz, daha önce de BTK'nın erişim engelleme kararlarına karşı açtığı davalarla tanınıyor. 2020'deki İzmir depremi sonrası uygulanan bant daraltma kararına karşı da dava açmış, mahkeme o kararı da iptal etmişti.
Akdeniz, son kararla ilgili olarak, "Bu dava, sadece TUSAŞ saldırısına değil, gelecekteki benzer uygulamalara karşı da emsal niteliğindedir. BTK, artık hukuk dışı yöntemlere başvurmaktan kaçınmalıdır." açıklamasında bulundu.
Karar, sivil toplum kuruluşları ve medya örgütleri tarafından memnuniyetle karşılandı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, "Basın ve ifade özgürlüğü için önemli bir kazanım" derken, İnsan Hakları Derneği, benzer uygulamaların sonlandırılması çağrısı yaptı.
Bu karar, Türkiye'de artan sansür tartışmaları ve ifade özgürlüğü mücadeleleri açısından bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Mahkemenin, BTK'nın keyfi uygulamalarına karşı hukukun üstünlüğünü tescil etmesi, demokratik hukuk devleti ilkesi adına önemli bir adım. Ancak kurumun, yasal düzenlemelerle yetkilerini kötüye kullanmaya devam etmesi halinde, bu tür davaların artması kaçınılmaz görünüyor.