Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), küresel su döngüsünün giderek daha düzensiz hale geldiği ve tatlı su rezervlerinin hızla tükendiği uyarısında bulundu. 2025 yılında nehir akışlarının son 35 yılın en düşük seviyelerinden birine gerilediği, buzul kütle kaybının rekor hıza ulaştığı ve yeraltı suyu seviyelerinin birçok bölgede kritik eşiğe indiği belirtildi. WMO'nun yıllık Küresel Su Kaynakları raporuna göre, dünya genelinde su döngüsü artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve aşırı hava olayları nedeniyle öngörülemez bir yapıya bürünüyor. Bu durum, suya bağımlı sektörler olan tarım, enerji üretimi ve içme suyu temini için ciddi riskler oluşturuyor.
Nehirler kuruyor, buzullar eriyor
Rapora göre 2025, dünya genelindeki büyük nehir havzalarının çoğunda ortalama debinin uzun vadeli normallerin altında kaldığı bir yıl oldu. Amazon, Mississippi, Rhine ve Tuna gibi kritik su yollarında akışlar mevsim normallerinin altına düştü. Özellikle Güney Amerika, Güney Avrupa ve Orta Asya'da nehirlerin beslenme kaynakları olan dağ buzullarındaki erime hızlandı. WMO verilerine göre, referans buzulların toplam kütlesi 2025'te bir önceki yıla kıyasla belirgin şekilde azaldı; bu, üst üste üçüncü yıl rekor kayıp anlamına geliyor. Buzullar, yaz aylarında nehirleri besleyen doğal su depoları işlevi görüyor; hızlı erime kısa vadede sel riskini artırırken uzun vadede su arzını tehdit ediyor.
Yeraltı suyu rezervleri alarm veriyor
Yüzey sularındaki düşüşe paralel olarak yeraltı suyu rezervlerinde de ciddi bir azalma kaydedildi. WMO, dünyanın birçok yerinde akiferlerden çekilen su miktarının doğal beslenme oranını aştığını vurguladı. Hindistan, Çin, ABD'nin batısı ve Orta Doğu'daki bazı bölgelerde yeraltı suyu seviyeleri tarihsel ortalamaların çok altında. Bu durum, kuraklık dönemlerinde çiftçilerin sulama için yüzey suyuna erişemediğinde başvurduğu yeraltı suyunun da tükenmekte olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, yeraltı suyunun kirlenme ve tuzlanma riskiyle de karşı karşıya olduğunu belirtiyor.
İklim değişikliği su döngüsünü nasıl bozuyor?
WMO yetkilileri, atmosferdeki sera gazı birikiminin su döngüsünü iki yönlü etkilediğini açıklıyor: Daha sıcak hava daha fazla nem tutuyor ve bu da bazı bölgelerde şiddetli yağışlara yol açarken, diğer bölgelerde buharlaşmayı artırarak kuraklığı derinleştiriyor. Yani aynı küresel ısınma, bir yanda sel felaketlerini diğer yanda kuraklıkları sıklaştırıyor. 2025'te hem Asya'da muson yağışlarının düzensizleştiği hem de Avrupa'da yaz kuraklığının uzadığı gözlendi. Bu tür uç olaylar, su yönetimi altyapısını zorluyor ve tarımsal verimi düşürüyor.
Gıda ve enerji güvenliği tehdit altında
Su döngüsündeki bozulma yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik ve toplumsal sonuçları da beraberinde getiriyor. Tarım, küresel tatlı su kullanımının yaklaşık %70'ini oluşturuyor. Nehir ve yeraltı suyu seviyelerindeki düşüş, sulamaya bağlı ürün verimini azaltarak gıda fiyatlarını yükseltebilir. Enerji üretiminde ise hidroelektrik santraller ve termik santrallerin soğutma sistemleri suya bağımlı. Örneğin, bazı ülkelerde hidroelektrik üretimi kuraklık nedeniyle düştü; bu da elektrik fiyatlarını artırdı ve fosil yakıtlara geri dönüş baskısı yarattı. Dünya Bankası tahminlerine göre, su kıtlığı 2050'ye kadar bazı bölgelerde GSYH'de %6'ya varan kayıplara yol açabilir.
Uyum ve azaltım için neler yapılmalı?
WMO, hükümetlere su yönetimini iklim politikalarının merkezine almaları çağrısında bulunuyor. Öneriler arasında su verimliliğini artıracak teknolojilere yatırım, kuraklık ve sel erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, yeraltı suyu çekiminin denetlenmesi ve doğa temelli çözümlerin (örneğin sulak alan restorasyonu) yaygınlaştırılması yer alıyor. Ayrıca sınır aşan nehir havzalarında işbirliği kritik önem taşıyor; çünkü bir ülkedeki su kullanımı diğerini doğrudan etkiliyor. WMO, 2027'ye kadar tüm ülkelerde erken uyarı sistemlerinin kapsama alanının genişletilmesi hedefini hatırlatıyor.
Su, yenilenebilir ancak sınırlı bir kaynak. Yağış rejimlerindeki değişim ve artan talep, mevcut altyapı ve yönetim modellerini geçersiz kılıyor. WMO'nun 2025 raporu, su döngüsündeki bozulmanın artık istisna değil, yeni normal olduğunu gösteriyor. Bireysel su tasarrufunun ötesinde, havza ölçeğinde planlama, veri paylaşımı ve uluslararası işbirliği olmadan tatlı su krizinin yönetilmesi mümkün görünmüyor. Önümüzdeki on yıl, suyun nasıl yönetileceğine dair kritik kararların alınacağı bir dönem olacak; bugün atılan adımlar, gelecek nesillerin suya erişimini belirleyecek.