Birleşmiş Milletler (BM), İsrail'in Filistin topraklarındaki saldırıları karşısında defalarca karar almasına rağmen, bu kararların uygulanmaması uluslararası toplumda ciddi bir güven bunalımı yaratıyor. Özellikle son dönemde Gazze'de yaşanan insani kriz, BM Güvenlik Konseyi'nin veto yetkisi nedeniyle felç olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tablo, Türkiye'nin merkezinde yer aldığı Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi bölgesel aktörlerin oluşturabileceği bir ortaklığın, gelecekte işlevsel bir baskı mekanizmasına dönüşebilecek normatif bir zemin hazırlayabileceği fikrini güçlendiriyor.
BM'nin Kilitlenme Noktaları
BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, İsrail aleyhine alınacak her türlü bağlayıcı kararı imkansız hale getiriyor. Son olarak 2024 yılında Gazze'de ateşkes çağrısı yapan karar tasarısı, ABD'nin vetosuyla reddedildi. Bu durum, BM'nin İsrail üzerindeki caydırıcılığını tamamen yitirdiğini gösteriyor. Ayrıca, Genel Kurul'da kabul edilen kararların bağlayıcı olmaması, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal etmesini kolaylaştırıyor. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) aldığı işgalin hukuka aykırı olduğu yönündeki tavsiye kararları dahi, İsrail'in tutumunu değiştirmeye yetmiyor.
Türkiye'nin Rolü ve Bölgesel İşbirliği
Türkiye, uzun süredir Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak öne çıkıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın girişimleriyle, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve diğer bölgesel platformlarda İsrail'in kınanmasına yönelik kararlar alınıyor. Ancak bu kararların ekonomik ve siyasi yaptırımlarla desteklenmemesi, etkisini sınırlı kılıyor. Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkelerin, İsrail ile normalleşme süreçlerini gözden geçirmesi ve Filistin'e desteklerini artırması, bölgesel bir baskı mekanizmasının ilk adımları olabilir. Pakistan'ın da nükleer gücü ve İslam dünyasındaki etkisiyle bu koalisyona katkı sağlaması bekleniyor. Bu ülkelerin ortak hareket etmesi, hem BM nezdinde hem de uluslararası kamuoyunda İsrail'e karşı ciddi bir diplomatik baskı oluşturabilir.
Normatif Zemin ve Gelecek Perspektifi
Bu tür bir bölgesel işbirliğinin ilk hedefi, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiği konusunda küresel bir mutabakat sağlamak olmalıdır. Bunun için ülkeler, İsrail'e uygulanacak yaptırımları koordine edebilir, uluslararası mahkemelerde ortak girişimlerde bulunabilir ve Filistin'in tanınmasını teşvik edebilir. Ayrıca, İsrail ile ekonomik ilişkileri azaltmak veya askeri işbirliğini durdurmak gibi somut adımlar, bu baskının etkisini artıracaktır. Tarihsel olarak Güney Afrika'ya uygulanan boykot kampanyası, benzer bir sürecin başarılı bir örneğini oluşturuyor. Bu nedenle, bölgesel güçlerin ortak bir duruş sergilemesi, İsrail'in politikalarını değiştirmesi için güçlü bir teşvik yaratabilir.
Sonuç olarak, BM'nin kilitlendiği bir dönemde bölgesel inisiyatifler, uluslararası toplumun çıkmazına bir çözüm olabilir. Türkiye'nin öncülüğünde geliştirilecek bir işbirliği, sadece Filistin davasına katkı sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda adil bir dünya düzeninin inşası yolunda da önemli bir adım olacaktır. Bu sürecin başarıya ulaşması, bölgesel aktörlerin kararlılığı ve uluslararası kamuoyunun desteğiyle mümkün olacaktır.