Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nde yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı 450'den fazla alanın sel riski taşıdığını ve bu bölgelerin Gazze nüfusunun yaklaşık beşte birine ev sahipliği yaptığını duyurdu. Özellikle kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte altyapısı çökmüş bölgede insani krizin daha da derinleşmesinden endişe ediliyor.
Yerinden Edilmiş 1,9 Milyon İnsan Tehlikede
BM rakamlarına göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana devam eden çatışmalar nedeniyle Gazze'nin kuzeyinden güneyine doğru zorunlu göç dalgası yaşandı. Şu anda 1,9 milyondan fazla Filistinli, BM tarafından işletilen okullar, hastaneler ve geçici barınma merkezlerinde yaşam mücadelesi veriyor. Ancak bu tesislerin büyük bir kısmı sel riski taşıyan alçak bölgelerde konumlanmış durumda. BM yetkilileri, yağışlı sezonun başlamasıyla birlikte bu alanların su altında kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Gazze'de altyapı sisteminin çökmesi, kanalizasyon ve drenaj hatlarının tahrip olması nedeniyle yağmur suları birikerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yapılan açıklamada, sel sularının kanalizasyonla karışması sonucu kolera, tifo ve diğer su kaynaklı hastalıkların yayılma riskinin yüksek olduğu vurgulandı.
Çadır Kentlerde Yaşam Koşulları Zorlaşıyor
Yerinden edilen ailelerin çoğu, naylon çadırlarda ve hasarlı binalarda barınıyor. Bu geçici barınaklar, şiddetli yağışlara dayanıklı değil. Özellikle Gazze'nin güneyindeki Refah ve Han Yunus çevresinde kurulan çadır kentler, deniz seviyesine yakın düz alanlarda yer alıyor. BM, bu bölgelerde su seviyesinin hızla yükselebileceğini ve tahliye imkânlarının sınırlı olduğunu belirtiyor.
Uluslararası yardım kuruluşları, bölgeye drenaj pompaları, su geçirmez brandalar ve temiz su tankerleri göndermeye çalışsa da İsrail'in uyguladığı abluka nedeniyle insani yardımların girişi ciddi şekilde kısıtlanmış durumda. Mısır sınırındaki Refah Kapısı'ndan yapılan sevkiyatlar ise ihtiyacın çok altında kalıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, Gazze'de halihazırda 20'den fazla hastane tamamen hizmet dışı kalmış, ayakta tedavi hizmeti veren merkezlerin sayısı ise yok denecek kadar az. Sel felaketi durumunda bu sağlık tesislerinin de su basması riski bulunuyor.
İklim Değişikliği Krizi Derinleştiriyor
Uzmanlar, Akdeniz bölgesinde iklim değişikliğinin etkisiyle aşırı hava olaylarının sıklaştığını belirtiyor. Gazze'de son yıllarda kış aylarında ani ve şiddetli yağışlar görülüyor. Ancak mevcut çatışma ortamı, herhangi bir önleyici tedbir alınmasını imkânsız kılıyor. Altyapı onarım ekipleri, güvenlik endişeleri ve malzeme yokluğu nedeniyle çalışamıyor.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, Gazze'deki insani durumun "her geçen gün daha da umutsuz bir hal aldığını" ifade etmişti. Guterres, uluslararası toplumu acil ateşkes ve insani koridorların açılması için harekete geçmeye çağırdı.
Öte yandan, bölgede görev yapan insani yardım çalışanları, sel riskinin sadece fiziksel değil psikolojik bir yıkım da yaratacağını belirtiyor. Yerinden edilmiş aileler, bir yandan çatışma korkusuyla yaşarken diğer yandan doğa olaylarına karşı savunmasız kalıyor. Çocuklar ve yaşlılar, bu koşullardan en çok etkilenen gruplar arasında.
Uluslararası Toplumdan Adım Beklentisi
BM, Gazze'deki sel riskine ilişkin raporunu geçtiğimiz günlerde üye ülkelere sundu. Raporda, acil önlem alınmaması halinde kış aylarında büyük bir insani felaketin kapıda olduğu uyarısı yapıldı. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmış değil. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC), bölgeye yönelik yardımların artırılması çağrısında bulundu.
Uzmanlar, Gazze'deki sel tehdidinin sadece bir doğa olayı olmadığını, aynı zamanda siyasi ve askeri kararların bir sonucu olduğunu vurguluyor. Altyapının onarılması, drenaj sistemlerinin temizlenmesi ve barınma koşullarının iyileştirilmesi için kalıcı bir ateşkese ihtiyaç duyuluyor. Aksi halde, önümüzdeki aylarda yaşanacak yağışlar, zaten kırılgan olan halk için yeni bir yıkım anlamına gelecek.
Gazze'de nüfusun beşte birinin sel riski altında yaşaması, savaşın sadece bombalarla değil, aynı zamanda çevresel ve altyapısal yıkımla da insanları tehdit ettiğini gözler önüne seriyor. Uluslararası toplumun, insani krizlere müdahalede geç kalması, bölgede telafisi güç sonuçlar doğurabilir.