İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden Lübnan'daki katliamda kullanılan çağrı cihazını göstererek dünya devletlerini tehdit etmesi, uluslararası kamuoyunda infial yarattı. 2024 yılında düzenlenen ve binlerce kişinin yaralanmasına yol açan çağrı cihazı saldırısında yaralanan Türk-Lübnan vatandaşı Ahmed Umeyrat, yaşadığı acıyı ve İsrail'in BM çatısı altındaki pervasızlığını anlatarak, "Netanyahu'nun devlet temsilcilerinin önünde tehdit savurması kabul edilemez. Soykırımcı İsrail BM'den atılmalı" dedi.
BM Kürsüsünde Tehdit: Çağrı Cihazı Gösterildi
Netanyahu, BM Genel Kurulu'ndaki konuşmasında Gazze'de sürdürdüğü soykırıma rağmen sahneye çıkarak, Lübnan'da sivil halka yönelik gerçekleştirilen ve uluslararası hukuka göre savaş suçu sayılan çağrı cihazı saldırısında kullanılan cihazı kürsüde sergiledi. Bu hareketiyle yalnızca Lübnan'ı değil, İsrail'in saldırılarına maruz kalan tüm bölge halklarını ve dolaylı olarak BM üyesi ülkeleri tehdit ettiği değerlendiriliyor. Saldırıda yaralanan Ahmed Umeyrat, o günü şöyle anlattı: "Hastanede gözlerimi açtığımda etrafımda onlarca yaralı vardı. Çoğu çocuktu. Şimdi Netanyahu'nun aynı cihazı BM kürsüsünde göstererek bizi bir kez daha tehdit etmesi, adaletin ne kadar çöktüğünü gösteriyor."
Umeyrat, uluslararası toplumun sessizliğini de eleştirerek, "BM, kendi kürsüsünü bir soykırım failine teslim etti. Bu, BM'nin kuruluş ilkelerine ve insan haklarına açık bir ihanettir. İsrail'in BM üyeliği derhal askıya alınmalı, ardından ihraç edilmelidir" ifadelerini kullandı.
Gazze'de Soykırım, Lübnan'da Katliam: İsrail'in Dokunulmazlığı
İsrail, 7 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'de aralarında çok sayıda çocuk ve kadının bulunduğu on binlerce sivili katletti. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başsavcısı, Netanyahu ve Savunma Bakanı hakkında savaş suçu ve insanlığa karşı suç iddiasıyla tutuklama emri talebinde bulundu. Ancak İsrail, başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkelerin koruması altında BM platformlarını işgal etmeye ve dünyayı tehdit etmeye devam ediyor. Lübnan'da 2024'te düzenlenen çağrı cihazı saldırısı, İsrail'in sivil altyapıyı ve iletişim araçlarını hedef alarak uluslararası hukuku nasıl hiçe saydığını bir kez daha ortaya koydu. Saldırıda binlerce kişi yaralandı, onlarcası hayatını kaybetti.
Türkiye, saldırının ardından İsrail'i kınamış ve BM'yi acil toplantıya çağırmıştı. Ancak BM Güvenlik Konseyi'nde veto yetkisini elinde bulunduran daimi üyelerin İsrail lehine tutumu, etkili bir yaptırım kararı alınmasını engelledi. Bu durum, BM'nin evrensel barış ve adalet misyonunun ne kadar aşındığını gözler önüne seriyor.
İsrail'in BM Üyeliği Tartışmaya Açılmalı
Uluslararası hukukçular ve sivil toplum kuruluşları, İsrail'in BM üyeliğinin askıya alınması için harekete geçilmesi gerektiğini savunuyor. BM Şartı'nın 6. maddesi, örgüt ilkelerini ısrarla ihlal eden üyelerin Genel Kurul kararıyla ihraç edilebileceğini öngörüyor. İsrail'in Gazze'de işlediği soykırım, Lübnan'a yönelik saldırıları ve BM kürsüsünden dünyayı tehdit etmesi, bu maddenin işletilmesi için somut gerekçeler sunuyor. Ancak BM'nin mevcut yapısı içinde bu tür bir kararın alınması, başta ABD'nin veto tehdidi nedeniyle şimdilik zor görünüyor.
Yine de kamuoyu baskısı her geçen gün artıyor. Dünya genelinde milyonlarca insan, İsrail'in BM'den atılması için imza kampanyaları düzenliyor, protestolar gerçekleştiriyor. Ahmed Umeyrat da bu çağrıya katılarak, "Bizim acımızı görmezden gelenler, yarın aynı tehditle karşılaşacak. Sessiz kalan herkes bu suça ortaktır" diyor.
İsrail'in BM'deki varlığı, örgütün inandırıcılığını ve evrensel ilkelerini koruma kapasitesini ciddi biçimde zedeliyor. Netanyahu'nun pervasız tehditleri, uluslararası toplumun artık daha cesur adımlar atması gerektiğini gösteriyor. Soykırımcı bir rejimin BM çatısı altında barındırılması, tarihe utanç olarak geçecektir.