Türkiye'de her 100 kişiden 1'inde görülen çölyak hastalığı, toplumda büyük oranda fark edilmeden yaşanıyor. Uzmanlar, tanı konulmadan bilinçsizce uygulanan glütensiz diyetlerin, sağlıklı bireylerde ciddi besin eksikliklerine neden olabileceği konusunda uyarıyor. Çölyak hastalığı, glüten içeren tahıllara karşı bağışıklık sisteminin verdiği tepki sonucu ince bağırsağın hasar görmesiyle ortaya çıkan kronik bir sindirim bozukluğudur. Hastalık, genetik yatkınlıkla birlikte çevresel faktörlerin tetiklemesiyle oluşur ve milyonlarca insan bu durumdan habersiz yaşamaktadır.
Glütensiz diyetin bilinçsizce uygulanmasının riskleri
Günümüzde glütensiz beslenme, sağlıklı yaşam trendi olarak popülerlik kazanmış olsa da, aslında sadece çölyak hastaları veya glüten duyarlılığı olan bireyler için gereklidir. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Yılmaz, "Glütensiz diyet, buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllardan uzak durmayı gerektirir. Ancak bu besinler vücudumuzun temel enerji kaynağı olan karbonhidratları, B vitaminlerini, demir ve lif gibi önemli besin öğelerini içerir. Tanı almamış kişilerin glütensiz beslenmeye başlaması, bu besinlerin eksikliğine yol açarak yorgunluk, bağırsak sorunları ve kemik erimesi gibi sağlık sorunlarına neden olabilir" uyarısında bulundu.
Çölyak hastalığının belirtileri ve teşhis süreci
Çölyak hastalığı, klasik sindirim sistemi şikayetlerinin yanı sıra cilt döküntüleri, kansızlık, kronik yorgunluk ve eklem ağrıları gibi farklı semptomlarla da kendini gösterebilir. Tanı için kan testi ve ince bağırsak biyopsisi gereklidir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye'de yaklaşık 1 milyon kişinin çölyak hastalığına sahip olduğu tahmin ediliyor, ancak bunların sadece %10-15'i doğru teşhis alabiliyor.
Bilinçsiz diyetin uzun vadeli etkileri
Son yıllarda sosyal medyada ünlülerin ve fenomenlerin glütensiz diyet savunuculuğu yapması, toplumda bu beslenme biçiminin herkes için faydalı olduğu algısı yarattı. Oysa bilimsel araştırmalar, çölyak hastası olmayan bireylerde glütensiz diyetin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini gösteriyor. Lif alımının azalması kabızlık riskini artırırken, işlenmiş glütensiz ürünlerde genellikle daha fazla şeker ve doymuş yağ bulunuyor. Ayrıca glütensiz diyet, bağırsak florasını olumsuz etkileyerek bağışıklık sistemini zayıflatabilir.
Uzmanlar, çölyak belirtileri olan veya risk grubunda aile öyküsü bulunan bireylerin mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına danışmasını ve tanı konulmadan diyet değişikliği yapmamasını tavsiye ediyor. Doç. Dr. Zeynep Kaya, "Glütensiz diyet, ciddi bir tıbbi müdahaledir ve hekim kontrolünde uygulanmalıdır. Aksi halde vitamin eksikliği, kemik hastalıkları ve bazı kanser türlerine yakalanma riskiniz artar" dedi.
Çölyak hastalığının yanı sıra glüten duyarlılığı da benzer belirtilere yol açabilir. Bu durumda diyetten çıkarma testi yapılır. Ancak teşhis için medikal bir protokol takip edilmelidir. Diyetisyen Dilara Aslan, "Glütensiz diyete başlamadan önce mutlaka çölyak testi yaptırılmalı. Pozitif çıkarsa diyet hayat boyu sürdürülmeli; negatifse diyetin gereksiz olduğu unutulmamalı" uyarısında bulundu.
Sonuç olarak, bilinçsizce uygulanan glütensiz diyetin, toplumda yaygın olarak bilinmeyen ancak ciddi sağlık sorunlarına yol açabilecek bir halk sağlığı sorunu olduğu görülüyor. Beslenme alışkanlıklarını değiştirmeden önce mutlaka uzman görüşü alınması gerekiyor.